Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım...
Bak bir yıl daha tarihin kimsesizliğinde silik hatıralar uçurumuna düşmekte. Bu düşüşler eskiden de mi böyle sessiz sedasızdı yoksa yeni yıla yalnız başına girenler mi duyamıyor o şımarık sevinç nidalarını, ışıltılı kentin coşkulu, renkli yeni yıl ruhunu?
İçimde yanan küçük küçük ateşler var benim. Hepsi küçük ama çok fazlalar. Ellerimle tek tek söndürmeye çalışıyorum, birisini söndürsem ikisi harlanıyor. Duygularımı kalkan yaptım, duygularımla kendimi savunuyorum ama iddia makamında mantığım var, ateş püskürüyor bana, bir sürü kanıtlar dosya dosya, sayfa sayfa hepsi aleyhimde. Haksızım, suçluyum. Küçük küçük ateşler büyüyorlar içimde, tüm benliğimi sarıyorlar, duygularımın sesi çıtırdayan alevlerin arasında duyulmaz oluyor. Alevlerin içinde duygularıma ulaşmaya çalıyorum. Ellerim yanıyor... Hayat çıplak elle tutulamayacak kadar can yakıcı.
Kara sisli ağır bir kömür kokusu, is, duman kaplıyor ortalığı. Dumanı tüten bir enkazım şimdi. Kimseden korkmuyorum artık. Hüzünden ve koyu bulutlardan yapılmış birine kim zarar verebilir. Hüznüm, acılarım dışarıdan anlaşılmasın diye makyaj yapıyorum. Kahkahadan fondötenler, gülümsemelerden rimeller. Kimse göremez yaralarımı, örtmek için hepsini alaycı espriler, üstten bakan küçümseyici dudak büküşler. Güçlü insan kalkanları ardına saklanan enkaz yığınları...
Bulutlar geçiyor üzerimden. Martılar tüm çığlıklarıyla, gökyüzü sonsuz, mavi beyaz bulutlarıyla, dünya dönüyor. Ben hep duruyorum. İnsan nehirleri akıyor, telefonumdan komik videolar gösteriyorum onlara. Gün batımları kıpkırmızı, alev alev... Hayır yanılıyorsunuz batan güneş değil neden anlamıyorsunuz. Güneş sabit olan, batan biziz aslında.
Her anını eksiksiz, dün gibi hatırlarım...
Bir yandan kendini sakınmaya çalışırken bir yandan merakına yenik düşüp, ateşe uçan pervaneler gibiydim. Onunla birlikteyken saniyeler hep birlikte kendini uçurumdan aşağı bırakıyordu. Çok mutluydum, onu çok seviyordum. Gözlerinin hastasıydım, dudaklarına boş değildim, kirpikleri ile flört halindeydim. Beyaz bayrakları çekip aşka teslim olmuştum. Ondan başka bir şeye ne arzum ne de hevesim vardı.
Ben hâlâ o günleri anarsam yaşıyorum, sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi..
Evrimle doğa değişmiş, devrimle toplumlar gelişmiş, gidişin ile ben dağılmıştım. Giderken söylediğin sözlerin, dürüstlük uğruna işlenen bir cinayet gibi. Ayrılığa dair kelimelerin hasar gücü yükseltilmiş, uçları sivriltilmiş, konuştukça göğsüme saplanan acımasız oklar gibi. Her şeyin hesapsızca tüketildiği bu çağda aşkımız çok uzaktan gelen eşitlik, özgürlük, adalet sloganları gibi...
Sen de biten yılın ardından akşam kızıllığında sakin denize açılan küçük bir teknenin bıraktığı izler gibi gittikçe yok oluyorsun.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
haydi söyle :)