Araştırmacılar ve psikologlar uzun yıllar boyunca tırnak yemenin, stres kaynaklı olduğunu düşündü. Ancak son araştırmalar, aksini görterdi. Montreal Üniversitesi'ndaki bilim insanları, bu davranış bozukluğunun, "mükemmelliyetçilik" duygusuyla ön plana çıktığını vurguladı. "Tutkulu" ve "zeki" insanların tırnak yeme eğilimi gösterdiği açıklandı.
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Mart 2017
Dudak Yeme, Tırnak Koparma Alışkanlığı
Küçüklüğümden beri baskı altındayken, üzgünken, heyecanlıyken, kaygılıyken dudaklarımı minik minik yediğimi hatırlıyorum. Tırnaklarım konusunda da annemden çok sık uyarı alırdım. Tırnaklarımı yutmazdım ama kenarlarını koparmadan duramazdım. Zaten bu tip alışkanlıklar, çocukluk yaşlarında başlayan, ileri yaşlara kadar devam eden vazgeçilmesi zor alışkanlıklarmış. Bunu öğrendiğim zaman çocukları gözlemledim acaba onlarda da benzer davranışlar var mı diye. Erken yaşlarda önüne geçilirse bir yetişkin olduklarında benim konumumda olmazlardı belki.
Öncelikle bu davranışların sebepleri tartışmalı olsa da; psikolojik, çevreyi taklit etme ile kazanılmış veya genetik yatkınlık ile çok etkenli olabileceği söyleniyor. Tırnak yiyen çocukların genellikle ebeveynlerinden birinde tırnak yeme ya halen devam etmekte veya önceden tırnak yeme öyküsü olabilmekteymiş.
Peki bu davranıştan nasıl kurtulacağız. Yetişkinler için bile vazgeçmek zorken, çocuklarımızı nasıl vazgeçireceğiz?
Yetişkinlerde bu alışkanlıklardan kurtulmak için karar vermek, kararlı olmak, öz kontrol ve güçlü bir irade yeterli olabiliyor. Kendinizi dudaklarınızı kemirirken yakalarsanız hemen durup bir sakız çiğnemek işe yarayabiliyor. Tırnaklarını dişleri ile koparanlar için yanında her zaman bir tırnak makası taşımak ve rahatsız edici bir şey hissettiği anda hemen tırnak makasını kullanmak faydalı olabiliyor.
Ama çocuklardan böyle bir irade beklemek işe yaramayacaktır. Onları her seferinde uyarmak, kızmak, eline acı bir şeyler sürmek çözüm olmayacaktır. Çocuklar için en etkili yol bu sorunun altında yatan nedenleri tespit edip onları ortadan kaldırmaya çalışmak.
Tırnaklara krem sürmek, elin güzel görünmesini sağlamak, eldiven kullanmak, dudak yemek yerine sakız çiğnemek, elleri oyalamak farklı yöntemler olarak kullanılabilir.
Eğer kullandığım görseller iştahınızı kabarttıysa bu lezzetli alışkanlıkla ilgili bir magazin haberi ile konuyu noktalayalım :)
Not: Tabi ki bu işin eğlenceli kısmı. Dudak ve tırnak yemek vazgeçilmesi gereken zararlı alışkanlıklardır.
29 Nisan 2016
Uykusuz Gecelerimin Sebebi Laktoz İntöleransı
Üzerinden uzun süre geçti ama Eren' in uyku sorunu hala dün gibi aklımda. Beş dakika bile yatağına bırakamadığım için sırtında bir sorun olduğunu düşünmüştüm. İlk kez 52 günlükken yatağında bir video çekmişim o da 13 sn sürmüş ağlamaya başlamış, video sonlanmış. Doktor kontrollerinde öcelikli konum hep uykusuzluğu oldu. Doktorlar ise bu konuda zaman ve sabırdan başka ilacın olmadığını söylüyordu. Gündüz ve gece hep yapışıktık. Kolik belirtileri gösteriyordu. Nerede hata yaptığımı bulmaya çalışmıştım. Bitkisel çaylar, gaz giderici damlalar, kimyon gibi bir çok ürün denedim. Yöntem geliştirmeye, geliştirdiğim yöntemleri uygulamaya çalıştım. Uykusuz geceler, uykusuz haftalar, uykusuz aylar geçti. 2 yaşına kadar bu sorun azalarak devam etti. Nihayet 2 yaşında sonra uykusuzluk daha katlanılabilir bir düzeye inmişti.
http://annekaleminden.blogspot.com.tr/2009/12/eren-uyku-kostebegimiz.html
http://annekaleminden.blogspot.com.tr/2010/07/ne-zaman-bitecek-tanrm-bu-cile.html
http://annekaleminden.blogspot.com.tr/2010/07/uykusuz-her-gece.html
http://annekaleminden.blogspot.com.tr/2012/01/uyku-sorununa-veda.html
Eren 2 yaşında kreşe başladı. Hala çok zor uykuya dalıyor, geceleri ağlayarak uyanıyordu. Konuşmayı öğrendiğinde ara sıra karnım ağrıyor demeye başladı. Karnını ovuşturuyorduk, sıcak su torbası koyuyorduk. Bir süre sonra geçiyordu. Bir gün parkta oynarken karnım ağrıyor diye ağlamaya başladı. Doktora gittik çekilen röntgen için doktor 'bu röntgeni saklayın, boğazına kadar gaz görünüyor' gibi bir yorum yapmıştı. Hikayemizi dinledikten sonra bize dedi ki 'laktoz intöleransı' olabilir. Süt ve süt ürünlerini azaltın, laktozsuz ürünleri kullanın, bir deneyin, şikayetleri azalabilir.
O günden sonra Eren hep laktozsuz süt içti. Sütlü tatlılardan uzak durdu. Ve o günden sonra Eren' in hiç karnı ağrımadı. Kesin bir teşhisi yok ama az da olsa laktoz intöleransı olduğunu düşünüyorum. Laktozsuz beslenme tarzı ile derdimize deva buldıuktan sonra düşünmeye başladım. Biz o kadar çileyi boşuna mı çekmiştik. Bebekken bir doktor bile bize laktoz intöleransını telaffuz etmemişti. Eğer ki bir deneyin belki düzelir deseydi biri kesinlikle denerdim. Çünkü uzun süreli uykusuzluk çok çok zor.
Neden anlattım: Ben yaşadığımız tecrübeyi ve geçmişe dönük pişmanlığımı anlattım. Eren bebekken laktozsuz mama denemeyi çok isterdim. Çünkü belki çok ağrı çekiyordu. Çocuğa boşu boşuna eziyet mi ettim diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Yeni bebekli annelerin en büyük sorunu uykusuzluk. Herkesin aklının bir köşesinde bu ihtimal bulunsun istedim. Belki birine bir faydası olur.
12 Ekim 2014
çocuklarda miyopi
kardeşim 1. ben 5. sınıftayken, ablamlar biyoloji dersinde görme kusurları konusunu işliyorlardı. ablamın bize görme testi yaptığını hatırlıyorum. uzak bir yere harfler yazıp aynı doktor gibi kardeşime ve bana okutmuştu ve her ikimize de miyopi teşhisini anında koymuştu :) bir kere de psikoloji dersinde konu hipnoz olunca, beni baya baya hipnotize etmişti de, o şu anda konu dışı :) neyse ablamın teşhisinden sonra babam bizi göz doktoruna götürmüş kardeşim ve ben dört göz olarak eve geri dönmüştük. gözlük takmayı hiç sevmedim, sevmeye çalıştım ama olmadı. lisede ve üniversitede tahta yerine yanımda oturanın defterinden not tutardım. otobüslerin, dolmuşların yazılarını okuyamazdım. hatta düğünüme kimlerin geldiğini de çok net göremedim çünkü 3,5 derece miyoptum, allerji nedeni ile lens kullanamıyordum ve gözlük takmaktan nefret ediyordum. elim para tutar tutmaz hemen gidip lazer ameliyatı oldum. tam 10 yıldır gözlüksüzüm. o zamanlar tuttuğum günlüğüme şu notu almışım "en başta filmlerdeki koca gözlüklü, şapşal kızların bir prensese dönüşmesi gibi büyük bir farklılık olacağını zannettim tipimde. ama hiç bir şey değişmedi. yine de güzel dünyaya camları açıp bakmak ve burnunda taşımamak pencereleri".
miyopide kalıtımsal ve çevresel etkenlerin rolü olduğu düşünülüyor. okula başlamadan önce çocukları göz doktoruna götürdük rutin kontrol kapsamında, sorun yoktu. elif "ben geçen sene 4.sırada otururken tahtayı görebiliyordum, bu sene göremiyorum" deyince önce göz doktoru peşinden de optikçinin yolunu tuttuk. doktor 0.25 ve 0.75 numaralı gözlükleri sadece derslerde takmasının yeterli olacağını söylemiş. şu an gayet istekli, hevesli gözlük kullanmak konusunda ve umarım diyorum benim gibi olmaz, severek kullanır :)
11 Haziran 2014
senden korkmuyoruz su çiçeği!
bahar aylarında okul ve kreşlerde su çiçeği salgını olduğunu öğretmenlerden duyuyorduk ama bu seneye kadar yakalanmamıştık. artık çocuklarımız bu virüse karşı aşılı. ancak aşılı olan çocuklarda da hastalığın seyri farklılık gösterebiliyor. çok hafif ateş ve bir iki döküntü ile ne olduğunu anlamadan atlatanlar da var; 4 gün ateş ve çok fazla döküntü ve kaşıntı ile karşılaşanlar da...
Su çiçeği çocukluk çağı hastalığıdır. Selim bir hastalıktır. Hastalığın bulaşıcılığı çok yüksektir. Çocuklarda döküntüyle ve ateşle seyreden bir hastalıktır. Kuluçka dönemi olarak enfeksiyon ajanı bulaştıktan 14-21 gün sonra döküntü ortaya çıkmaktadır. İlk 1-2 gün hafif ateş, halsizlik, burun akıntısı gibi bulgular olur. 1-2 gün bu hafif bulguların arkasından döküntü başlar.
eren' de 38,5 civarında 24 saatlik ateşli dönem sonrası ilk döküntüler başladı. bu süreçte halsizlik, karın ağrısı, vücut ağrısı, iştahsızlık çok fazlaydı. döküntüler oluştuktan sonra da ateş devam etti. doktor ateş düşürücülere ilaveten antihistaminik şurup ve kaşıntı için bir losyon verdi. eren' i en çok zorlayan ve bizi üzen ağız içi lezyonları oldu. boğazına yakın bölgelerde ve su içerken bile canı yanıyordu.
ağız içi lezyonları için tantum sprey ve gargara kullandık.Çocuğun iştahsızlığı olabiliyor, halsizliği olabiliyor, ağız içindeki lezyonlardan dolayı ağız içinde ağrı olabiliyor. Yani döküntü, ateş, halsizlik, iştahsızlık spesifik bulgulardır. Döküntünün süresi çocuklarda genelde 1 haftadır. Su çiçeğinde döküntü ortaya çıktıktan sonra yavaş yavaş yeni döküntüler oluşur ve eskiler kurur.Su çiçeği selim bir hastalıktır ve viral bir enfeksiyondur. Antibiyotik gerektirmez. Non-steroid antiflematuar ilaçlar genelde bakteriyel enfeksiyon riskini artırdığı için, tedavide ateş için parasetamol dışında ilaç kullanılmaz.Su çiçeği hastalığının seyri sırasında, Reye Sendromu'nu artırdığından aspirin kullanılmaz. Parasetamol dışında kaşıntıya yönelik antihistaminik ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar ağızdan alınabilir veya cilde sürülebilir.
Su çiçeği hastalığında döküntü dönemi genelde 7 gün sürer. Su çiçeğinin bulaşıcılığı döküntü ortaya çıkmadan bir hafta önce, döküntü çıktıktan sonra da 1 hafta sürmektedir. Yani lezyonların tamamı kuruyana kadar su çiçeği olan bir çocuk bulaşıcıdır. Su çiçeği temasla ve solunum yoluyla bulaşmaktadır. Bu dönem içinde çocuğun istirahat etmesi, yuvaya gidiyorsa yuvadan, okula gidiyorsa okuldan uzaklaştırılması diğer arkadaşlarına bulaştırmaması açısından önemli.
Not. Alıntılar için tık
su çiçeği virüsünün elif' e bulaşması konusunda doktorun tavsiyesi üzerine tedbir almıyoruz. çünkü bu hastalığın büyük çocuklarda daha ağır seyrettiğini biliyoruz. eğer bulaşacaksa ona da bulaşsın ve o da atlatsın... korkmuyoruz senden su çiçeği !
6 Mayıs 2013
eyvah bitlendik

bir ay kadar önce kreşten gelen uyarıyla, olmamasına rağmen, tedbiren çocukları bit şampuanıyla yıkamıştık. özellikle elif' in bitlenmesi korkutmuştu beni uzun saçlarından dolayı... zaten bit kelimesiyle kaşınmaya başlarım ben.
küçükken yazları kardeşimle bitlendiğimizi annemin bizi şampuanlayıp, güneşte oturtup, tahta tarakla uzun uzun taradığını, bulduklarını çıt diye tırnaklarının arasında ezdiğini hatırlıyorum. ancak çok uzun süredir hasbihal olmamıştık kendileriyle, nasıl bir şeydir, saçta nasıl durur, nasıl tespit edilir, nasıl mücadele edilir hiç bir fikrim yoktu.
.jpg)
cuma günü kreşten gelen telefon ile eren' de sirke (bit yumurtası) görüldüğü bilgisini aldım. hemen kreşteki tüm eşyalarıyla beraber eren' i bana teslim ettiler. ben de bir internet annesi olarak bilgisayar başına geçip bit istilasından kurtulmak konusunda gerekli tüm dataları su gibi içtim.

almamız gerekenlerin bit şampuanı, bit spreyi, bit kovar toka(elif için), bit kovar rozet(eren için) olduğunda karar kılıp malzemeleri temin ettim. akşam evde bit şampuanı ile hepimiz bir güzel yıkandık. ilk bakışta hiç bir şey görememiştim ama ıslak saçta sirkeler daha rahat görülebiliyordu ve eren' de bir kaç sirke görünce ancak ikna oldum çocuğumun bitlendiğine... o kadar dip dibe yaşamalarına rağmen elif' e geçmemiş olması ilginçti... saçlarımızı bit tarağı ile tarayıp, kuruttuk...
ertesi gün kahvaltıdan sonra bit spreyini eren' e uygulayınca saç diplerine yapışık halde duran yumurtalar daha iyi görünmeye başladılar... sprey sekiz saat kaldıktan sonra tekrar şampuan artı bit şampuanı ile banyo yaptık. ertesi günkü kontrolde canlı yumurta ve bite rastlamadım ama ölü halde bir kaç sirke daha temizledim. bu işlemlere ilaveten yatak yorgan ve giysilerin dezenfekte işine girdim. yüksek ısıda domestos ekleyerek yıkanan çamaşırları buharlı ütü ile ütüledim, özellikle yastıkları...
şimdi çarşamba, cuma ve bir hafta sonra tekrar aynı şekilde şampuan ve tarama yapacağım. bu arada eczanelerde kafurlu(kışın yapraklarını dökmeyen sürekli yeşil kalan tropik uzun ömürlü bir ağaçmış) toka ve rozetler bulunuyor, bunlar bitlerin gelmesini önlüyormuş. ne kadar etkili olur bilmiyorum ama üzerinde bitkisel olduğu ve 4-6 ay süreli koruma sağladığı yazıyor. kreşe giderken yeni bitlerin gelmesini önlemek amacıyla bunları kullanacağız...
bitler zengin, fakir, temiz, pis ayrımı yapmıyorlar ve kreşe okula giden çocuklarda hızlı bulaşıyor... tüm evlerden uzak olsun diyerek yazımı noktalıyorum.
bitler zengin, fakir, temiz, pis ayrımı yapmıyorlar ve kreşe okula giden çocuklarda hızlı bulaşıyor... tüm evlerden uzak olsun diyerek yazımı noktalıyorum.
19 Eylül 2012
çocuklarda içe basma
elif yürümeye başladığından beri içe basıyor. önce 3 yaşına kadar düzeleceğini düşündük düzelmeyince çocuk ortopediste gittik. muayene ve röntgen sonucunda bize 8 hatta 18 yaşına kadar kendiliğinden düzelebileceğini veya düzelmeyip hep bu şekilde yürüyebileceğini, bunun yaşam kalitesini etkilemediği sürece bir sorun yaratmayacağını söyledi. ancak belli bir dereceden daha fazla içe basma varsa cerrahi müdahale gerekebiliyormuş. hatta ortopedik ayakkabıların yıllarca kullanılmasına rağmen son araştırmalara göre herhangi bir faydasının olmadığının kanıtlandığını, sadece ayak yapısına uygun rahat edebileceği bir ayakkabı giymesinin yeterli olduğunu söyledi. biz de doktorun önerdiği şekilde davrandık. dışarıda normal spor ayakkabılar, anatomik botlar giydi. kreşte ise bir istikrar tutturamadık bunca yıl. bazen spor ayakkabı, bazen babet türü ev ayakkabıları giydi.elif, çok hareketli ve fazla düşen bir çocuk. elinden tutup yürürken bile, hatta otururken bile düşme potansiyeline sahip. hele ki koşarken yüreğim ağzımda izliyorum onu çünkü içe basma daha da belirginleşiyor. kreş öğretmeniyle bu konuda oldukça sık konuşuyoruz. en son bana kreş ayakkabısının çok kullanışlı olmadığını düşündüğünü söyledi. tüm gün ayaklarının içerisinde olduğu ayakkabının daha özel olması gerektiğini düşünerek, bu konuyu tekrar gündeme aldım ve içe basan çocukların ayak konforunu sağlayan ayakkabı var mıdır, sorusunun cevabını aramaya başladım.
söz edilen özellikler sadece ortopedik ayakkabılarda vardı. içe basmanın ortopedik ayakkabılarla düzelmeyeceğini ancak yürüyüş konforunu artırabileceğini öğrendikten sonra araştırmaya başladım. karşıma ilk olarak kifidis, ortopedia, paqpa, perlina gibi markalar çıktı. kolleksiyonlarını ve satış noktalarını incelediğimde ne kadar az seçeneğimiz olduğunu gördüm ve çok şaşırdım. özellikle filet grubu yani 31-35 arasında bu markalarda bile neredeyse hiç seçenek yoktu. en sonunda beğenimize en uygun olanların ortopedia olduğuna karar verdik. daha doğrusu iyi ki ortopedia vardı yoksa kızıma kifidisin okul grubu için ürettiği babet türü siyah ayakkabılarından almak zorunda kalacaktım. 
çocuğunuza ortopedik ayakkabı almak istiyorsanız bu linki ve bu linki incelemenizi tavsiye ederim. beğendiğiniz ayakkabının numarası yoksa bile, üretici firmaya sipariş verebiliyorlar. biz kreş içi kullanım için bu beyaz ayakkabıyı tercih ettik. siparişimizi verdik, şu an bekleme sürecindeyiz. ayakkabı sıkıntısız bir şekilde elimize ulaşıp, kullanmaya başlayınca da bu konudaki tecrübelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz :)

çocuğunuza ortopedik ayakkabı almak istiyorsanız bu linki ve bu linki incelemenizi tavsiye ederim. beğendiğiniz ayakkabının numarası yoksa bile, üretici firmaya sipariş verebiliyorlar. biz kreş içi kullanım için bu beyaz ayakkabıyı tercih ettik. siparişimizi verdik, şu an bekleme sürecindeyiz. ayakkabı sıkıntısız bir şekilde elimize ulaşıp, kullanmaya başlayınca da bu konudaki tecrübelerimizi paylaşmaya devam edeceğiz :)
28 Haziran 2012
çok şükür...
bir ay kadar önce elif i çocuk gastroenterolojiye götürdüğümde, oradan karaciğerinde 3 cm büyüklüğünde hemanjioendotelyoma ön tanılı ultrason raporu ile çıkacağım aklıma hiç gelmemişti. telaffuz bile edemediğim ne anlama geldiğini hiç mi hiç bilmediğim sonuç raporu ile doktora gittiğimde beni onkologa yönlendirdi. o anda tek istediğim eğer böyle bir şey varsa, dünyaya kocaman bir göktaşı çarpması ve yaşamsal herşeyin evrenden tamamen silinmesiydi.
çocuk onkolog klinik muayene, kan testleri ve mr sonucunda kesin tanı için biyopsi yapılmasını istedi. her şey olumlu da olsa yüzde beşlik maling kitle ya da kötü bir neoplazi oluşumu olasılığını bertaraf etmek, içimizin rahat olması ve en kötü ihtimalle erken tanı düşüncesiyle kabul ettik.
genel anestezi (sedasyon) ile beş dakikada iğne biyopsisi yapıldı. elif le bir gece hastanede kaldık. çok şükür ki sonucumuz temiz çıktı: fokal nodüler hiperplazi. sadece üçer aylık dönemlerde ultrason ile takibi yapılacak, çok şükür...
elif yeni kelimeler öğrendi. damar yolu, biyopsi, serum, kelebek, mr, ultrason, tansiyon ne anlama geliyor artık biliyor. umarım hiç bir çocuğun bunları öğrenmesine gerek kalmaz...
benim de bir aydır dinmeyen baş ağrım, mide kramplarım ve ağzımdaki yaralar geçti, çok şükür...
16 Mart 2012
hasta olma yarışı
bizim evde çocuklar hasta olmayı çok seviyorlar. düşündüm hatırladım, küçükken ben de çok severdim :) annem ev halkına hasta olduğumu ilan ettiğinde, eksta bir ilgi, şefkat görürdüm hep. biz aman bir şey olmasın diye üstlerine titrerken, öksürükleri ıhlamurla, burun tıkanıklığını serum fizyolojikle, ballı zencefiller, pekmezlerle atlatmaya çalışırken, onlar şurup içme telaşı içindeler... dün akşam hafif ateşi olan eren; "sonunda mutlu olmak için bir neden buldum!" dedi. anlayamadım, bir kaç kez tekrarlattım, basbayağı böyle söylüyor :) hele ki ablası biraz hasta olsun, kendisi olmasın bin bir mazeret buluyor, karnının ağrımasından bacağının acımasına kadar geniş bir yelpazede... elif desen saltanatı sallandığı için üzgün; "keşke eren bana yaklaşmasaydı, hasta olmasaydı" derken sebebin kardeşinin hastalığına üzülmesi olmadığı ortada... işin içine doktor girince keyifler daha bir yerine geliyor. sanki doktora değil, eğlence parkına gidiyorlar. biz hasta olmanın kötü bir şey olduğunu, hastalanmamak için temizliğin, beslenmenin önemini anlataduralım, onlar apayrı bir bakış açısındalar... duygusal olarak tatmin bulmak yetiyor onlara, fazladan ilgi, alaka için hasta olmaları gerekiyorsa buna razılar. bizimkilerde mi yanlış bir şey var, yoksa sizin çocuklar da böyle mi :)
durumu anlatan en güzel şiir de bu sanırım, çok severim, çok duygulanırım her okuduğumda:
Ben hayatta en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Can Yücel
Karaçalılar gibi yerden bitme bir çocuk
Çarpık bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin
O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep, hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti
Sevinçten uçardım hasta oldum mu,
Kırkı geçerse ateş, çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet , diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu,
Ohh dedim, göğsüne gömdüm burnumu,
En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin,
Daha başka tür aşklar, geniş sevdalar için
Açıldı nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.
Can Yücel
13 Şubat 2011
bağışıklık sistemi güçlendiriciler
2009 eylül ayında elif kreşe başladıktan sonra hastalıklarla yoğun bir şekilde tanıştık. elif le birlikte, o zamanlar 1 yaşında olan eren de eve gelen her mikropla epey bir samimi oldu. yaz aylarının başlamasıyla kısa bir mola versek de 2010 eylül ünde eren in de kreşe başlamasıyla viral-bakteriyel her türlü hastalığa yeniden sıkı bir merhaba dedik.geç
en sene böyle sık sık hastalanan çocuklarımdan şikayetlendiğimde, bağışıklık sistemini güçlendiren ve özellikle çocuklara tavsiye edilen bazı ürünler olduğunu öğrendim. mesela imuneks, geçen kış 2 aya yakın kullandım. kapsül şeklinde olduğu için içindeki tozu çıkarıp, balla karıştırarak veriyordum. bu kış ise propalmar ve propalsaft ı dönüşümlü olarak kullandık. içeriklerini ve faydalarını okuduğunuzda gerçek olmasını çok istiyorsunuz ama malesef bunlardan da beklediğim faydayı göremedim. immuzinc, ekinezyalı jelibon, actimel ve benzerleri ile kafam epeyce karışmış ve tam umca diye başka bir ürün denemeye hazırlanıyordum ki
bazı doktor tavsiyeleri kulağıma çalınmaya başladı. "bağışıklık sistemi güçlendiriciler olarak piyasada bulunan ve henüz faydası kanıtlanmamış, eczanelerde satılan ilaç görünümündeki ürünlerden uzak durmamamızı ve çocukların karaciğerini boş yere yormamamızı" öneren tavsiyeler.
ben en azından bir süre bu tip ürünlerden uzak durmaya karar verdim. yalnız evde uyguladığım ve faydasına inandığım bir kaç şey var;
*havalandırma: yaz kış her gün mutlaka evi çok güzel havalandırırım.
*tonimer sprey: çok sık kullanırım, burunların açık olmasına azami önem veririm.
*banyo esnasında kulakları mutlaka vazalinli pamukla kapatırım. bu sayede elif de çok sık tekrarlayan orta kulak iltihaplarını azalttığımıza inanıyorum.
*coldmix
ya da okaliptus yağı: burun açıldıktan sonra yakalara damlatılarak solunumun rahatlamasını sağlıyor.
*bal-limonsuyu-zencefil: bu karışımı bazen ılık suyla bazen kaşıkla hemen hemen her gün veriyorum. hafif öksürük ve boğaz ağrısına iyi geldiğini düşünüyorum.
*asla sigara içilen bir ortamda bulunmuyorlar.
*kağıt mendil, peçete, ıslak mendil kullanımı: sadece bir kez kullan-at kuralına riayet ediyoruz.
* buhar makinesi: özellikle kış aylarında sabaha kadar kaloriferin yandığı evlerde ortamın nem seviyesi oldukça düşüyor. ama bu makinelerin de çok dikkatli kullanılması gerekiyormuş. çünkü hava sirkülasyonu olmadan ortamdaki havayı nemlendirmek faydadan çok zarar getiriyormuş. mutlaka ortamı havalandırdıktan sonra nemlendirmeliyiz.
aklıma ilk gelenler bunlar, herkese ama özellikle çocuklara, hastalıksız günler diliyorum.
en sene böyle sık sık hastalanan çocuklarımdan şikayetlendiğimde, bağışıklık sistemini güçlendiren ve özellikle çocuklara tavsiye edilen bazı ürünler olduğunu öğrendim. mesela imuneks, geçen kış 2 aya yakın kullandım. kapsül şeklinde olduğu için içindeki tozu çıkarıp, balla karıştırarak veriyordum. bu kış ise propalmar ve propalsaft ı dönüşümlü olarak kullandık. içeriklerini ve faydalarını okuduğunuzda gerçek olmasını çok istiyorsunuz ama malesef bunlardan da beklediğim faydayı göremedim. immuzinc, ekinezyalı jelibon, actimel ve benzerleri ile kafam epeyce karışmış ve tam umca diye başka bir ürün denemeye hazırlanıyordum ki
bazı doktor tavsiyeleri kulağıma çalınmaya başladı. "bağışıklık sistemi güçlendiriciler olarak piyasada bulunan ve henüz faydası kanıtlanmamış, eczanelerde satılan ilaç görünümündeki ürünlerden uzak durmamamızı ve çocukların karaciğerini boş yere yormamamızı" öneren tavsiyeler.ben en azından bir süre bu tip ürünlerden uzak durmaya karar verdim. yalnız evde uyguladığım ve faydasına inandığım bir kaç şey var;
*havalandırma: yaz kış her gün mutlaka evi çok güzel havalandırırım.
*tonimer sprey: çok sık kullanırım, burunların açık olmasına azami önem veririm.
*banyo esnasında kulakları mutlaka vazalinli pamukla kapatırım. bu sayede elif de çok sık tekrarlayan orta kulak iltihaplarını azalttığımıza inanıyorum.
*coldmix
ya da okaliptus yağı: burun açıldıktan sonra yakalara damlatılarak solunumun rahatlamasını sağlıyor.*bal-limonsuyu-zencefil: bu karışımı bazen ılık suyla bazen kaşıkla hemen hemen her gün veriyorum. hafif öksürük ve boğaz ağrısına iyi geldiğini düşünüyorum.
*asla sigara içilen bir ortamda bulunmuyorlar.
*kağıt mendil, peçete, ıslak mendil kullanımı: sadece bir kez kullan-at kuralına riayet ediyoruz.
* buhar makinesi: özellikle kış aylarında sabaha kadar kaloriferin yandığı evlerde ortamın nem seviyesi oldukça düşüyor. ama bu makinelerin de çok dikkatli kullanılması gerekiyormuş. çünkü hava sirkülasyonu olmadan ortamdaki havayı nemlendirmek faydadan çok zarar getiriyormuş. mutlaka ortamı havalandırdıktan sonra nemlendirmeliyiz.
aklıma ilk gelenler bunlar, herkese ama özellikle çocuklara, hastalıksız günler diliyorum.
11 Ocak 2011
büyüme ağrıları
dün ise kreşte ayaklarının ağrıdığını söylemiş, özellikle ayak başparmaklarının. akşam da ağlama boyutuna varacak sızlanmaları devam etti. korktum, üzüldüm ve anlamlandıramadım. aklıma ilk olarak tırnak batması geldi ama en ufak bir deformasyon yok. her iki ayak başparmağında aynı anda ortaya çıkan bir ağrı başka olabilirdi. biraz araştırınca bunun 3-12 yaş aralığında sıklıkla görülebilen, daha çok kol ve bacaklarda hissedilen, iyi huylu büyüme ağrıları olabileceğini düşündüm. büyüme ağrıları ayaklarda da görülebiliyormuş.
ama hiç tatmin olmadım doğrusu. kötü senaryoları düşünüyorum, romatizma mı, dolaşım bozukluğu mu, zaten içe basıyor bariz bir şekilde onunla ilgili bir şey mi diye epeyce bir yordum kendimi. aklımıza çok sevdiği kar botlarının ağır gelebileceği, kreş pantiflerinin rahat olmayabileceği geldi. bugün her ikisini de değiştirdik. daha hafif bir bot ve daha yumuşak bir pantif giyindi. umarım sorun hallolur, umarım ağrısız bir gün olur...

kendi çocukluğumu düşündüm, tüm gün oyun oynar akşam uyku vakti geldiğinde diz kapaklarımın arka kısmındaki ağrılarla boğuşurdum. annemin tedavi yöntemi ise biraz masaj yaptıktan sonra mor renkli ispirtodan sürmek, dizimi yumuşak tülbentlerle bağlamak olurdu ve gerçekten işe yarardı. o ispirtonun kokusu hala burnumda... var mıdır aslı astarı derken de bu yazıya rastladım... tabi ki önermiyorum, şikayetimiz devam ederse soluğu bir ortopedistte alacağız mutlaka...
22 Haziran 2010
sünnet hakkında
çok iyi bildiğimizi sandığımız şeyler başımıza gelince ne de çok düşünülmesi, planlanması, ayarlanması gereken ayrıntı olduğunu anlıyoruz. sünnet de bunlarda biri benim için. öncelikle bir çok yöntem olduğunu öğrendim koter tekniği, cerrahi yöntem, çan tekniği, klamp tekniği bunlardan bazıları. sonra sünneti yapacak kişinin seçimi sünnetçi mi, ürolog mu, çocuk cerrahı mı olacak. sonra uygulanacak anestezi yöntemi genel mi, lokal mi, lokal + sedasyon mu... insanların tecrübelerini dinleyince daha çok kafam karıştı çünkü herkesin kesinlikle çok memnun kaldığı ve şiddetle tavsiye ettiği klinik, doktor, yöntem mevcut ve malesef hepsi de farklı farklıydı...
sünnet uzun zamandır gündemimizi meşgul eden bir konuydu. çocuklarda sıklıkla rastlanan darlık ve yapışıklık sorunu erende de vardı. bu da ara ara enfeksiyon yaşamasına sebep oluyordu. biran önce yapılmasını istiyorduk ancak yoğun grip ve nezleli bahar aylarında ne kadar çok yeltendiysek de hep ertelemek zorunda kaldık. anestezi yöntemi de bizim için önemliydi bu yaş grubuna cerrahlar hep genel anesteziyi uygun görüyor her ne kadar biz bu konudaki endişelerimizi iletsek de lokal bir şekilde yapılan sünnetin yaşatacağı psikolojik travmanın genel anestezinin olumsuzluklarından daha fazla olduğunu, endişelenmememizi söylüyorlardı. en sonunda 19 haziran 2010 cumartesi günü özel bir üniversite hastanesinde, çocuk cerrahınca, cerrahi yöntemle ve genel anestezi uygulanarak eren sünnet oldu. 
bize verilen odada biraz bekledikten sonra ameliyathaneye yakın doktorların bekleme odasına alındık. burada eren in deri altına onu sakinleştirecek daha önce görmediğim hava gibi birşey verdiler. 10-15 dk sonra eren sersemlemeye başlamıştı ve giderken ne bize baktı ne birşeye itiraz etti. onu doktorlara teslim ettikten sonraki bekleme sürecinin zorluğunu her anne baba az çok tahmin eder... ne kadar risksiz basit bir işlem olsa da hep aklımıza kötü senaryolar üşüşür, herşeyin yolunda gitmesi için dualar ederiz. eren i tekrar odaya getirdiklerinde gözleri kapalı ve henüz kendine gelmemişti... 20 dakika kadar sızlandı, kendini geriye attı. bu her vakada yaşanan ancak eren de biraz daha yoğun yaşadığımız narkozdan uyanma süreciydi. ben o zaman ne yaptık biz dedim, sapasağlam çocuğu ne hale getirdik... sonra 1,5 saat kadar uyudu, uyandığında daha sakindi. uykudan uyanır gibi gözlerini açtı, bişeyler içirmeye çalıştık ama huzursuzluğu ve ağrısı vardı. öğleden sonra eve geldik biraz daha uyudu, akşamüstü dışarıya çıkmak istedi, hep birlikte bahçeye indik. ertesi gün bandajını çıkarmak zor oldu. bol solüsyonla yumuşatmaya çalıştım ama hem flasterleri hem sargı bezini güçlükle çıkardık... neyseki herhangi bir kanama olmadı ama eren in çığlıkları yüreğimi acıttı... sargı çıktıktan sonra çişini yaparken yanma başladı ve bu şikayeti hala devam ediyor. dün izinliydim ve eren in kontrolü vardı... doktor güzel bir sünnet olduğunu herhangi bir sorun olmadığını söyledi. şu an babannesiyle. aradım, huzursuz huysuz değilmiş...
5 Mayıs 2010
nehir
hayat normal seyrinde giderken, gündelik telaşlar, gündelik kızgınlıklar, alışılmış şikayetler... birden tüm bunların lüks olduğunu hissedersin...
bir gün sıradan bir şikayetle doktora gidersin ve sana tüm hayatını, aile yaşantını değiştirecek, seni çaresizliğe, dehşete sürükleyecek bir şey söyler ve hayatın değişir. günlük endişeleri geride bırakırsın bambaşka endişeler kafanın içini doldurur. bambaşka terimler, bilmediğin doktor isimleri, hastaneler, tedavi yöntemleri...
bugün bir blog okudum ve nehir ile ailesini tanıdım. annesi yakalandığı hastalığı en başından itibaren anlatmış blogunda... yazıların içinde kayboldukça insan "ben ne yapabilirim" diyor. bunun cevabını bulmaya davet ediyorum herkesi...
bir gün sıradan bir şikayetle doktora gidersin ve sana tüm hayatını, aile yaşantını değiştirecek, seni çaresizliğe, dehşete sürükleyecek bir şey söyler ve hayatın değişir. günlük endişeleri geride bırakırsın bambaşka endişeler kafanın içini doldurur. bambaşka terimler, bilmediğin doktor isimleri, hastaneler, tedavi yöntemleri...
bugün bir blog okudum ve nehir ile ailesini tanıdım. annesi yakalandığı hastalığı en başından itibaren anlatmış blogunda... yazıların içinde kayboldukça insan "ben ne yapabilirim" diyor. bunun cevabını bulmaya davet ediyorum herkesi...
5 Şubat 2010
nasıl hasta olduk nasıl iyileştik
bu kış bizim için hastalıklar yönünden çok zorlu geçti. zaten blogun en kalabalık konu başlıklarından birini hastalıklar oluşturuyor. elif in kreşe başlaması, getirdiği mikropları kardeşiyle paylaşması epeyce tetikledi hastalıklarımızı. şimdi dileğim havaların biran önce ısınması ve seneye kışı daha güçlü bağışıklık sistemleriyle karşılamak….
1 Şubat 2010
gene hastayız
27 Ocak 2010
kulak ağrısı
16 Aralık 2009
2009-2010 kışı nezle ve grip kışı
kızımın kreşe başlamasıyla bizim evde nezle ve grip değişmez konuklarımız oldu. 3 ay oldu kreş maceramız başlayalı elif in de eren in tam olarak iyiler, iyileştiler dediğimiz günü olmadı. önce elifte hafif burun akıntısı, öksürük şeklinde başlayıp bir süre sonra burun tıkanıklığı, iştahsızlık, hafif ateş şeklinde devam eden bu şikayetler iki gün sonra eren i de esir alıyor...
doktora gittiğimizde ise genellikle hafif boğaz kızarıklığı ve geniz akıntısı teşhisiyle geri dönüyoruz. tedavi olarak 5 gün süreli soğuk algınlığı ilacı ve ateş kontrolü önerilen.. buna ek olarak evde her sabah 1 tatlı kaşığı bal, silme 1 çay kaşığı toz zencefil karışımını aç karnına veriyorum. başta acı ve garip gelen bu tat ben ısrarla vermeye devam edince zamanla alıştıkları ve kolayca ağızlarını açtıkları bir rutin haline geldi. ayrıca kış boyunca her gün vermeyi planladığım vitamin takviyesini ısrarla sürdürmekteyim. rahatlatıcı olarak ıhlamur çayı, burun spreyi, buhar makinesi, bol meyve...
genelde çok ağır seyretmese de hastalıklarımız, bu kadar sık tekrarlanması rahatsız edici, üzücü, yorucu ve yıpratıcı...beni en çok yıpratan iştahsızlık, sürekli öksürük, öksürürken kusma, zaten çok iyi olmayan gece uykularımızın iyice delik deşik olması... ayrıca çocuklar hasta daha da üşütmesinler diye ya da arkadaşlarımızın çocuklarına hastalık bulaştırmayalım düşüncesiyle iyice eve kapanmaya başladık haftasonları..
2009-2010 kışının güzelliklerini yaşamayı da dört gözle bekliyoruz aslında kızımla.. kar yağacak kartopu oynayacağız, kardan kale yapacağız, karlı kaydıraktan kayacağız... ama kış mevsiminin bu kısa süreli ve hasta olma riski taşıyan aktivitesi için değer mi diyorum bu kadar uzun süreli bir kış yaşamaya. ve artık dursun istiyorum bu burun akıntısı, bu öksürük, bu hastalıklar.. yazın beresiz atkısız kabansız özgürce dışarı çıkabildiğimiz güneşli günlerini şimdiden özledim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





