tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tatil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2019

Adana-Antakya-İskenderun

Çocuklarla birlikte iki gün izin kullanıp (Eren' in derslerimden geri kalacağım diye karşı çıkmasına rağmen), eğitim-öğrenim sadece okul sınırları içerisinde değildir, pratik teoriğe üstündür düsturu ile bir hayat aralığı yarattık.
Yönümüz Adana idi ancak yol üzerinde hep görmeyi düşündüğüm Tuz Gölü' ne denk gelince onu da aradan çıkardık:) Sonrasında Taş Köprü(Seyhan nehri üzerinde kurulu olan Taş köprü, Dünya’nın araç trafiğine açık en eski köprüsü ve Romalılar tarafından 2.yy’da inşa edilmiş), Seyhan Nehri(neyse ki baraj kapakları açık, Seyhan akıyor, derin ve berraktı) ve Sabancı Camii (Seyhan nehrinin hemen kıyısında kurulu olan Sabancı Merkez Camii Türkiye’nin ve de Ortadoğu’nun en büyük camii olarak bilinirmiş ve 6 adet 99 metre yüksekliğinde minaresi ile nehir kenarında hoş bir manzara sunuyormuş) ile Adana' ya merhaba dedik.
Şehir müzelerini görmeyi hep çok önemserim. Adana Şehir Müzesi yeni yapılmış, özenli bir müze olarak seyir rotamızda yerini aldı. Ancak şehir gezisi planında en uygun sıralamayı belirlerken beni dikkate almamalısınız çünkü örneğin, Taş Köprü' den sonra Ulucami, Ramazanoğlu Medresesi, Saat Kulesi, Kazancılar Çarşısı diye devam etmek daha fazla enerji tasarrufu sağlayacaktır.
Ve Sinema Müzesi; Adana' ya gelmişken biraz zaman ayırıp gezebileceğiniz hemen sonrasında ise müzeye bitişik olan Atatürk Evini ziyaret edebileceğiniz bir konumda. Merkez Park ise, gerçekten özenli, bakımlı, nehrin kenarında, şehrin merkezinde kocaman, yemyeşil, güzel bir dinlenme olanağı sunan bir park. 
Ramazanoğulları’nın geride bıraktıkları en önemli yapılardan birisi Ulu Camii ve Ramazanoğlu Medresesi yan yana. Saat Kulesi ve Kazancılar Çarşısı da gezebilmek için buraya yakın bir konumda. (1881 yılında inşaatı başlanıp hemen 1 yıl içerisinde bitirilerek 1882 yılında hizmete açılan saat kulesi, Türkiye’nin en uzun saat kulesiymiş:) Biz her acıktığımızda Adana kebap ve ciğer yiyerek (dört taraftan gelen kebap kokuları nedeni ile tokluk hissi yaşamanızın olanağı pek yok- İştah Lokantasını ve Birbiçeri tercih ettik) Adana ile hasbıhalimizi Seyhan Gölü yakınlarında Tahta Masa Restoran' da göl manzarası ve gün batımı ile sonlandırdık. 
Sabah gözlerimizi güzel bir baraj gölü (Çatalan) manzarasına ve yemyeşil bir doğaya açtık. Kahvaltı sonrasında ise durmaksızın soluğu Antakya' da aldık. Antakya aynı anda katolik-ortodoks kilisesi, cami ve havrayı görebilme imkanı ile bizi büyüledi. 
Saint Pierre Kilisesi, Stauris Dağı'nın batısında kayalara oyulmuş 13 metre derinliğinde, 9.5 metre genişliğinde ve 7 metre yüksekliğinde bir mağaradan oluşmaktadır. Antakya'daki ilk Hristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları bu mağara Hristiyanlığın en eski kiliselerinden biri olarak kabul edilir.
Çok merak ettiğimiz St.Pierre Kilisesi' ni ziyaret ettik ve eşsiz bir şehir manzarası izledik orada. (Elif bana ''nasıl ergen pozu verilir'' öğretiyor:) Anne ya sırtın dönük olacak ya da yüzünü kapatacaksın) Sonrasında ise Hatay şehir müzesi oluyor durağımız.
Hatay Müzesi inanılmaz mozaikleri ile şu ana kadar gördüklerim içerisinde gerçekten en önemli yere sahip olan müzelerden biri olarak kalacak. Çok etkilendiğimi ve zaman konusunda biraz daha rahat olsak burada daha çok uzun saatler geçirebileceğimi söylemek istiyorum. Kafatası biçimlendirmeyi hiç duymamıştım ve çok ilgimi çekti. MÖ 500 yıllarında bebeklerin henüz kemikleri tam sertleşmemişken sıkıca sararak uzun kafatası yapıyorlarmış. Estetik anlayışının değişkenliğini gözler önüne seren bir uygulama.
Antakya' nın arka sokaklarında keşfedecek onlarca kafe ve geleneksel Antakya evleri var. Burada da künefe için Yusuf Usta' yı,  tepsi kebabı için Pöç Kasap' ı tercih ettik:) Sonrasında yaşadığımız zaman sıkışıklığı nedeni ile Saman Dağı ve Harbiye Şelaleleri arasındaki tercihimizi 'şelaleler' olarak kullandık. Eğer Hatay' a yazın gelirsem sanırım bu şelalelerden dışarı adımımı atmam, bu bölgenin diğer yerlere göre oldukça serin olduğunu söylemeliyim.
Geceyi Arsuz' da geçirip, gözlerimizi bu kez denize açıyoruz. Arsuz' un okyanusu andıran denizini ve sahilini çok sevdik. Hatta o kadar sevdik ki ayaklarımızı denize sokmaya karar verip bir süre sonra işi yüzmeye vardıracak kadar :)) Erken yüzme deneyimi sonrasında ise İskenderun' a geçip Deniz Müzesini geziyoruz.

Burada en çok ilgimi 'usturlab' aleti çekti. Usturlab astronomi ölçümlerinde kullanılmış tarihi bir ölçüm cihazıymış. Güneş, Ay, gezegen ve yıldızın konumlarını belirlemek için kullanılıyormuş. Masif dümene ise bayıldım kesinlikle eve bir tane almak istiyorum:)

Şehitler Anıtı' nı da gördükten ve İskenderun sahilini dolaştıktan sonra Payas' a devam ediyoruz.
Son olarak Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi ve Payas Kalesini görüp dönüşe geçmeyi planladık.
Istanbul – Halep – Sam – Hicaz yolu üzerinde, Hac ve Ipek Yolu kervanlarının kesistigi noktada yer alan bir menzil külliyesi olarak insa edilen bu eser, devrin kudretli sadrazamı Sokollu Mehmet Pasa tarafından 1574 yılında Mimar Bası Mimar Sinan’a yaptırılmıstır. Payas’taki Külliye, Türk – Islam Mimarisi’nin en güzel ve en güzide eserlerinden birisidir. Insa tarihi, Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” dedigi Edirne Selimiye Camii ile es zamanlı olması sebebiyle, bu nadide eser onun mimarlık birikiminin bir özetidir.
Kesinlikle yolunuz düşerse Payas' a uğrayıp bu Külliyeyi ziyaret etmelisiniz. Daha düşük bir beklenti ile gidip bu harika eser ile karşılaştığımızda iyi ki gelmişiz diye düşündük. Külliyenin restorasyonu tamamlanmış, kalenin bir bölümü ise hala yapım aşamasında. Orası da bitirilip, gezintiye açılınca çok daha güzel olacak.

Gezimizi tamamlayıp, Niğde üzerinden (Niğde' de yaşayan kardeşimi de ziyaret edip) dönüşe geçiyoruz. Bu gezilerin çocuklara çok şey kattığını düşünüyorum. Hem oldukça istekliler hem de keyifle eşlik ediyorlar bize. Bu ön tatil simülasyonundan sonra okula ve işe dönüş biraz zor olsa da birlikte harika üç gün geçirdiğimizi söyleyebilirim. Ayrıca tarihi yerleri ve müzeleri gezmeyi sevenlere 'müze kart' ın çok işime yaradığını ekleyerek yazımı sonlandırmak istiyorum. 

2 Kasım 2018

Safranbolu

Ankara' dan bir günlüğüne uzaklaşıp, farklı bir yer görmek için iyi bir alternatif Safranbolu. 
1-Kristal Cam Teras
Tokatlı Kanyonu üzerinde yerden 80 metre yükseklikte, 11 metre genişliğinde ve 75 ton ağırlığı taşıyabiliyor.  Enfes bir Tokatlı Kanyonu manzarasını cam bir platformda nefesiniz kesilerek izleyebilirsiniz. Zeminin hafif sallandığını ve yükseklik korkusu olanlar için çok uygun olmadığını söylemekte fayda görüyorum. Bir de camlar çizilmiş ve biraz bulanıklaşmış yepyeni halini de görmek isterdim :)
2-Bulak(Mencilis Mağarası)
Safranbolu merkezine yaklaşık 8 km mesafede Bulak köyü sınırları içerisinde yer alır. Uzunluğu 6 km'ye varan mağaranın yalnızca ilk 400 metresi ziyarete açık olup ülkemizin 4. büyük mağarası niteliği taşıyan bünyesindeki dikitler, sarkıtlar, travertenler, göletler ve yer altı su kaynağı ile bir tabiat harikasıdır. Ziyaretçiler, girişin ardından dar bir bölümden geçerek ulaştıkları ana galeriye girdiklerinde mağaraya özgü muhteşem görüntü ile karşı karşıya kalırlar. Mağaranın içerisinde ilerledikçe de bu güzel görüntü etkisini arttırarak devam eder. Mağaranın ilerleyen bölümlerinde mağara içerisinde yer alan su kaynağı, yer yer 10-15 m'lik yükseklikten düşerek şelale oluşturduktan sonra sifon yaparak yer altında kaybolmaktadır. Daha sonra bu su, birinci giriş ağzının bulunduğu noktada tekrar yüzeye çıkarak, Mencilis kaynağı çıkış ağzını oluşturmaktadır.
Buradan gerçekten büyülendik. 3 milyon yıllık bir doğa harikası ve inanılmazdı. 150 basamaklı zorlayıcı bir merdiven ile mağaraya giriş yapıldığını ve sadece rehber eşliğinde gezilebildiğini eklemek istiyorum. Daha fazlasını istiyorsanız profesyonel ekipler kurup, sadece 400 m ile yetinmeyip 4 km lik parkuru izinli bir şekilde de tamamlayabiliyorsunuz.
3-İki Kaşık Restoran
Yemek için TripAdvisor' da bulduğumuz bu restoranı seçtik. Küçük ve dar bir mekan olduğunu söyleyebilirim. Yöresel lezzetleri tatmak için tavsiye ediyorum. Fiyat-fayda grafiğinin de orantılı olduğunu ve işletmeciliğinden memnun kaldığımızı söyleyebilirim.
4-Safranbolu Çarşı
''Demirciler Çarşısı: İzzet Mehmet Paşa Camisi altından geçen Akçasu deresinin iki yakasına kurulan çarşı sıcak ve soğuk demircilik el sanatlarının üretildiği yaşayan tek Lonca çarşısıdır. Bakırcı ve kalaycı esnaf da bu çarşı içerisinde çalışmaktadır'' burada hem nostaljik hem de hediyelik bir çok obje ile karşılaşabilirsiniz:)
5-Cinci Hamam-Cinci Han
Cinci Han; Safranbolu'lu Karabaşzade Hüseyin Efendi (Cinci Hoca) tarafından 1645 yılında yapılmış.Mimarı kesin olarak bilinmiyor, yalnız Koca Mimar Kazım Ağa tarafından yapıldığı sanılmakta. Tarihi İpekyolu' nun etkinliğini yitirmeye başladığı 20.yy' a kadar kervansaray olarak kullanılan Cinci Hanı 20.yy başlarından itibaren Safranbolu esnafı tarafından depo olarak kullanılmış daha sonra gerekli restorasyonu yapılarak otel olarak kullanılmaya başlanmış. 
Cinci Hamam da aynı şekilde ve hala hamam olarak kullanılmaya devam edilmekte :)
Çarşı içerisinde bol bol lokumcu var. Tabi ki ilçeye adını veren bitki olan 'safran' lı lokum, çay, gazoz, pilav, muhallebi gibi bir çok farklı yiyeceği de tatma imkanı bulabilirsiniz. 
6-Konaklar - Kaymakamlar Gezi Evi
Safranbolu'da oldukça fazla tarihi konak var. Biz içlerinde 18. ve 19.yüzyıl Türk toplumunun geçmişini, kültürünü ve yaşama biçimi ile teknolojisini yansıtan Safranbolu Evleri arasında önemli bir örnek olan Kaymakamlar Gezi Evi' ni gezmeyi tercih ettik. 
7-Hıdırlık Tepesi 
Bu tepede; Safranbolu panoramasını, tarihi konakları ve bu konakların bulunduğu Arnavut kaldırımlı sokakları önünüzde hiç bir engel olmaksızın kahvenizi yudumlayarak kuş bakışı izleyebilirsiniz :)
8-Kent Tarihi Müzesi-Eski Hükümet Konağı
1904-1906 yılları arasında kale olarak adlandırılan tepeye inşa edilen Hükümet Konağı 19 Ocak 1976 yılına kadar hükümet konağı olarak kullanılmış ve bu tarihte çıkan bir yangın sonucunda kullanılamaz hale gelmiştir. 2000 yılında Kültür Bakanlığı tarafından başlatılan restorasyon çalışmalarına başlanmış ve 2006 yılında tamamlanarak, Kent Tarihi Müzesi olarak hizmete açılmıştır.Kent Tarihi Müzesi, kentin kültürel, tarihsel, sosyal zenginliğini tanıtmak ve gösterebilmek amacıyla Safranbolu ile ilgili her türlü bilgi, belge, eşya, görsel malzeme, ses ve görüntü kayıtlarını bünyesinde bulundurmak, bu verilere dayalı geçici ve sürekli sergiler düzenlemek amacıyla kurulmuş kültür birimidir.
Kent müzelerini çok seviyor ve gezebilmeyi önemsiyorum ancak bu müzede çok çarpıcı ve etkileyici bir kültürel miras göremediğimi söyleyebilirim. Müzenin hemen yanı başında ise saat kulesi vardı;
Safranbolu tarihi eserlerinin bir arada sergilendiği vadinin ortasındaki Kale’nin üzerinde bulunan Saat Kulesi, Padişah III. Selim’ in Safranbolu’ lu sadrazamı İzzet Mehmet Paşa tarafından 1794-1797 yıllarında yaptırılmıştır.Safranbolu Saat Kulesi ülkemizde bulunan saat kulelerinden çalışır durumda olan ve içine çıkılabilen en eski saat kulesidir.
Safranbolu' dan Ankara' ya dönüş; ''mutlulukla yaşanmış harika bir gün'' kategorisinde anılarımızda yerini aldı :)
Yaşasın yolda olmak:))

27 Ağustos 2018

2018 Yaz

Hangisi gerçekti; sabahları alarm ile uyanıp, saatimi akşama kurduğum, hep cumayı beklediğim çalışma zamanları mı yoksa biyolojik ritmimi yakaladığım, en sade halimle yaşadığım tatil günleri mi? Büyükşehir ve çalışma hayatını sevdiğim, kendime söylediğim büyük bir yalan olabilir miydi? Eğer bir yaşam tarzı kaçınılmazsa, bir şekilde kendimize hoş göstermemiz, eğlenceli kılmamız gerekiyor o hayatı. Bu tatilin kendimle aramda yarattığı en büyük uçurum bu fikir oldu.
Ankara' dan Altınoluk' a giderken Bursa' ya uğradık.
Şehir merkezinde Tophane, Saat Kulesi, Osman ve Orhan Gazi Türbeleri, Koza Han, Ulu Cami, Şehir Müzesi, Irgandı Köprüsü' nü gezdik.
Ertesi gün ise Mudanya' da Mudanya Mütarekesi' nin imzalandığı köşkü ve
Tahir Paşa Konağı' nı gezdik. Tahir Paşa Konağı' ndaki 'baş oda' beni büyüledi. Her yeri el işçiliği ile bezenmişti, tavanı bile! Hava oldukça sıcak ve nemliydi. Gezmek harika ama aynı zamanda yorucu da :)
Sonrasında Tirilye' ye geçtik. Havası kesinlikle daha esintili ve rahattı. Harika, küçük, renkli, süslü, kişilikli:) evler gördük. Fatih Cami öncesinde St.Stephanos Kilisesi' ymiş. 8.yy.da kilise olarak yapılmış ve 16.yy.da kiliseye çevrilmiş.
Sonrasında Tirilye' ye yukarıdan bakan Çamlı Kafe' ye çıktık. Enfes bir manzaraydı.
Altınoluk' ta bir süre kaldıktan sonra ise Kadırga Koyu
Asos, Behramkale, Athena Tapınağı
Asos Antik Limanı
Yeşilyurt Köyü rotamızdaydı.
Kuzenlerimizle harika zamanlar geçirdik. Bot, kano, deniz bisikleti, dere, tepe, deniz, havuz, bisiklet üzerinde günlerimiz rüya gibiydi. Bir ay nasıl geçip gitti hiç anlayamadık.
Akçay, Altınoluk, Güre, Edremit, aquaparklar bizden soruldu.
Deniz kestanesi de topladık diplerden, kirpi balıklarını da elledik :) Kediler, köpekler hep dostumuzdu. (Langırta bir servet ödedik ama değmiş, baya öğrenmişler. İki kuzen, ablamla beni 11-0 gözümüzün yaşına bakmadan yendiler.)
Canım annem-babam, Edremit Kitap Fuarından bir kare ve ''bu dev zeytin ağacı benim olsun'' temalı bir kolaj :)))
Bu dünya tatlısı arkadaşımız gelin gelmiş Yeşilyurt Köyü' ne. Kocası ölmüş, oğlu sahte içki içip kör olmuş. Buncağız da bileklik yapıp satıyor. Mekik' miş yaptığı stil. ''Kimseler bilmez buralarda'' bir tek kendisi yapıyor :)

.........yazın bittiği her yerde söylenir 
söyleyenler inanır bir şeylerin sahiden bittiğine 
yaz biter 
eskir geceler,serin,hüzünlü 
yeni mevsime hazırlık: ömrün teyel yerleri 
bir yanı telaş,bir yanı ürperten yaz sonu ikindileri 
çıkarır sizi dalgın derinliğinizden 
yaşadığınızı duyarsınız teninizde 
bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz 
sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları 
ahşap panjurları 
yaz bitti 
bitmeyen şeyler kaldı geride... Murathan Mungan/Yaz Bitti

27 Temmuz 2018

PAUSE

Hala(henüz mü demeliydim albayım:) bir kum tanesi gibi bir taş gibi dinlenmek mümkün olamasa da; 
Zorunluluk ve sorumluluk tanımı dışında kalan her an(yer-zaman-kişiler önemli değil albayım)
Tatil benim için artık.
Yine de bence bu yaz, beni farklı bir tatil bekliyor. Artık 'çocuklar çok büyüdüler' yetersiz bir tarif çünkü çocuklar fiziksel olarak baya bana tepeden bakacak kıvama geldiler. Bedenen kendilerini çok büyük görmek ile beraber zihnen ve deneyim olarak henüz hayata hazır değiller ;) Burada benim görevim başlıyor: Benim görevim-tabi eğer kabul edersem-(tabi ki ediyorum albayım:)Ben hep bugünleri beklemedim mi?Ve de son aldığımız habere göre maalesef;
''Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, " Yahu insanlık öldü mü?" diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır.') 
Ya işte insanlık öldüyse çocuklarımızı başıboş mu bırakalım? Onları öyle bir mesafeden takip edeceğiz ki kendilerini bir kuş kadar özgür hissedecekler lakin kafeste olacaklar. Yani tanjantı kotanjantı çok ince hesaplamak gerekiyor burada. 
İnsanlık ölse de annelik-babalık ölmedi albayım:))) Hele ki çocuklar ergen kategorisindeyse....
Tam bir ay(30 gün:) yaz tatili. İstikamet Altınoluk olsa da, pek çok yol üzeri ve civar yerleşim alanı kapsama alanımızda. Bayramdan sonra Ankara' ya dönüyoruz hem de 5. ve 6. sınıf öğrencileri ile :) 
Hoşçakal albayım.
"Ben de beynimi yıllık izne çıkarmak istiyorum. Bütün işlerimi bitirdim: Elimdeki son evrakı da bir alt kademeye havale ettim. Yarın tatile çıkıyorum çocuklar."
Not.Şu an okuduğum kitap Oğuz Atay: 'Tehlikeli Oyunlar' Tüm alıntılar oradan.

30 Haziran 2018

Salda Gölü-Burdur/Sherwood-Göynük

Çocuklar küçükken tatillerde amaç bir an önce sağ salim hedef noktaya en kısa sürede ulaşmak iken şimdilerde ''acaba yol üzerinde görebileceğimiz yerler var mı'' diye bakınır olduk. Onlarla birlikte yeni yerler görmek ve seyahat etmek şu sıralar bize en keyif veren aktiviteler arasında. Salda Gölü de Ankara-Antalya güzergahında 2-3 saat ayırarak çok rahat bir şekilde gezilebilecek muhteşem bir doğa harikası.
Burdur Yeşilova Salda Gölü:
Salda Gölü; Türkiye’nin Burdur iline bağlı Yeşilova ilçesinde bulunan ve 184 metre derinlikle Türkiye’nin en derin üçüncü gölüdür. Türkiye’ nin Maldivler’ i olarak isimlendirilmiştir. İlçe merkezine uzaklığı 4-5 km kadardır. Gölün Burdur merkeze uzaklığı yaklaşık 70 km’dir. Salda Gölü; karstik karakterde bir göldür. Göl ve çevresi kuş çeşitliliği açısından zengindir. Ayrıca çevresinin karaçam ormanları ile kaplı olması ve doğal hayatın canlı olması nedeniyle 1989 yılında Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir.
Yılda bir kez otel tatili yapmak bizim için neredeyse geleneksel hale geldi. Otel tatilleri beni gezi tatilleri kadar heyecanlandırmasa da çocuklar orada kendilerini cennete düşmüş gibi hissediyorlar. Hele ki arkadaşlar ve kuzenlerle birlikte yapılıyorsa oldukça dinlendirici ve keyifli de olabiliyor.
Bizim için Haziran ayı oldukça hızlı geçti. Temmuz' da Ankara yazı ile flört edip, Ağustos' u Altınoluk' ta geçirmeyi planlıyoruz. 

Bu sene ah yaz geldi okullar kapandı. Bu yaz çocukları sarımsaklasak da saklasak yoksa sarımsaklamasak da mı saklasak temalı bir serzenişim olmadı:) Çünkü onlar artık büyüdüler ve evde yalnız kalmaya (internet online:) başladılar. Tabi babaannemiz ile aynı apartmanda olmak işimizi epey kolaylaştırıyor. Temmuz ayını bir hafta ev bir hafta yaz okulu şeklinde geçirmek konusunda onlarla anlaştık :)

26 Mayıs 2018

Diyarbakır-Hasankeyf-Midyat-Mardin

İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccar olmadığı için artık insanların dostları yok
Küçük Prens, arkadaşlıkla ilgili böyle söylemişti. Paranın satın alamayacağı şeylere sahip olduğumu düşündüğüm her an kendimi hayat bilgisi dersinde başarılı hissettim. Birlikte geçirdiğimiz üniversite yıllarından sonra tek bir kıvılcım ile alevlenen her muhteşem buluşmamızda olduğu gibi bu kez de gurur duydum kurduğum kalıcı arkadaşlıklarım için.
Her şeyi zaman varken yapmak gerek. Geciktirilmiş sözler, askıya alınmış hayaller, ertelenmiş itiraflar, gerçekleştirilmeyen buluşmalar; bir gün hepsi size pişmanlık olarak geri dönmeden önce, henüz vakit varken... Murathan Mungan
Erteleme, yap, bugün değilse ne zaman:) mottolarıyla çıktığımız bu yolculukta rotamız Diyarbakır' dı. Süremiz kısıtlı, hava şartları uygun değil ama modumuz hep yüksek, aldığımız keyif maksimumdu. Yol arkadaşım ise tüm gezi süresince varlığından hep mutluluk duyduğum Elif' di :) 
Diyarbakır' da sur içi, şehir kapıları, dört ayaklı minare, bakırcılar sokağı ve kahvaltıdan sonra Hasankeyf' e yöneldik. Burayı görebilmek hepimiz için oldukça değerliydi. Bir tarihi güzelliğin yok olacağını bilmek, yok olmadan görebilmeyi dilemek demek. 
Ilısu Barajı yapıldığında burası sular altında kalıp yok olacak. Dilimizde tek cümle ile ayrılıyoruz oradan; 'Hasankeyf sular altında kalmasın.'
Tarih hoşumuza giden yemek çeşitlerinden tabağımıza keyfimize göre aldığımız bir açık büfe değildir. Tarihten işimize yarayanları, hesabımıza gelenleri, öyle hatırlamak istediklerimizi seçip alamayız. Tarih karşısında hiçbir dine, millete, halka, inanca borcumuz yoktur, tarih karşısında bir tek şeye borcumuz vardır: Hakikate. Murathan Mungan
Harita Metod Defteri' ni çok kısa süre önce okumuş ve Mardin konusunda aklımda hala Murathan Mungan cümleleri varken giriyoruz Midyat' a ve bir konaktayız; Hacı Şehmuz Mete Konağı.
 
Ve Mardin' de Kasımiye Medresesi' ni gezdikten sonra, yoğun yağış sebebi ile dönüşe geçiyoruz. Eski Mardin' i, Mardin Sokaklarını gezemeden biraz eksik biraz hüzünlü Mardin' den ayrılıp, Diyarbakır' a dönüyoruz. Gezimiz kısa ve konsantre ama bıraktığı tat eşsiz ve kalıcı oluyor.
Diyarbakır yemekleri, kaçak çayı, fıstıklı burma kadayıfı ve nicelerinin tadı damağımızda iken otelimize dönüp, beş dakika içerisinde tekrar bir araya geliyoruz. Gecenin geç saatlerine kadar sohbetimiz, neşemiz, hüzünlerimiz, anılarımız ile sıcacık oluyor kalplerimiz. Sonraki buluşma zamanını ve yerini kararlaştırıp, uykuya teslim olurken Dicle, Fırat, Mezopotamya ve bu mistisizm beni içine çekiyor... Ve böylece bir gece konaklamalı Diyarbakır gezimiz de anılarımızda yerini alıyor :)

Not: Öncesi

28 Nisan 2018

Amasya-Sinop

Çocuk ile gezme fikri kulağa çok hoş gelmese de biz son bir yıldır bunu keyifle yapmaya başladık. İlk olarak geçen Mayıs ayında Amasra' ya gittik. Yazın Çanakkale ve Bozcaada' ya gittik. Bu Nisan' da ise işi biraz geliştirip bir gece Amasya bir gece Sinop olmak üzere üç günlük kısa bir gezi yaptık.
Çocuklar onlardan beklenmeyecek ölçüde uyumlu, sorunsuz ve mutluydular :) Bu durum bizi gelecek gezi planları için oldukça cesaretlendirdi. 
Amasya' ya Ferhat Şirin Aşıklar Müzesi ile giriş yaptık. Yolu geçenlerin uğramasını tavsiye ediyorum. Kralkaya Mezarları, Alçak Köprü, saat kulesi, Amasya Kalesi, Arkeoloji Müzesi, Hazeranlar Konağı Amasya' da gezilmesi gereken yerler. Beyazid Külliyesi maalesef tadilattaydı. 
Konaklamak için Yeşilırmak kenarındaki Uluhan Otel' i tercih ettik ve çok memnun kaldık. Yöresel lezzetler sunan Amesia Mutfağı yemek için tatmin ediciydi. Ve Galip Amasya Çörekçisi' nden de Amasya çöreği ve yağlısı almayı ihmal etmedik.
Kahvaltıdan sonra Havza, Samsun üzerinden Sinop' a doğru yola çıktık. Sinop' a geldiğimizde öğlen olmuştu. İlk gün Sinop Cezaevi, Sinop Kalesi (mutlaka Burç Cafede bir mola verin), Paşa Tabyaları ve Şahin Tepesini gördük.
Yemek tercihimizi Teyzenin Yeri Mantı Salonunda karışık mantıdan yana kullandık. Acayip lezzetliydi sırf bunun için tekrar Sinop' a gidebilirim :) Barınak Cafe, Yalı Cafe ve Karakum yürüyüş yolu hoşumuza giden yerlerdi.
Ertesi gün Demirkollar Ekmek Fırınından meşhur nokul ve Sinop katlaması alıp sahil cafelerinden birinde martılarla kahvaltımızı yaptık :)
Rotamızı Akliman, Hamsilos ve İnceburun' a kırdık. Önce Akliman sonrasında İnceburun ile Türkiye' nin en kuzeyinde olmayı deneyimledik. 
Sonrasında ise Hamsilos Koyu ile Sinop fiyordlarını gördük. Sinop inanılmaz güzel bir şehir olarak hafızalarımızda yerini aldı. Gerçekten görülmeye değerdi. Zaman sıkışıklığı nedeni ile Erfelek Şelalelerini göremedik.
Harika üç günün sonunda yorgun ama muzaffer komutanlar olarak evimize sağ salim döndük. Hep yolculuk temalı bir yaşam tarzı nasıl olurdu ya da ne kadar süre ile bu şekilde yaşayabilirdim diye düşünmeden edemedim :)