18 Eylül 2026

Geçmişten Yarına

Size bu satırları geçmişten yazıyorum. Birinizi ayağımda sallayıp, diğerine süt verirken. Kollarımda mışıl mışıl uyurken, halıda emeklerken, yeni alınan oyuncaklarınızı büyük bir merakla incelerken yazıyorum. Bunları okuyup anlayabilecek kadar büyüdüğünüzde dünya nasıl bir yer olacak bilmiyorum. Hangi sorunlarınız, hangi sevinçleriniz olacak; neleri önemseyip neleri boş vereceksiniz bilmiyorum.
Ama size, önemsediğim birkaç başlık bırakmak istiyorum.
Başlangıç
Belki bugünlerde en çok 'neden' diye soruyorsunuz. Neden ben? Neden bu aile, bu ülke, bu koşullar? Neden bazıları hayata birkaç adım önde başlarken benim yolum daha zorlu?
Bunları ben de çok düşünmüştüm. Sonra anladım ki hep yukarıya bakarak kendini eksik hissetmek de hep aşağıya bakarak kendini üstün hissetmek de bir yanılgı. Çünkü hayat, insanın dosdoğru kendi yoluna bakmasını istiyor. Ve kendi yolunuzda yürüdüğünüz zaman hayat daha anlamlı.
Kabulleniş
Dünyaya gelmek bir seçim değil; bir ihtimal, bir rastlantı, bir armağan. Siz seçmediniz. Ben seçmedim. Yeryüzündeki hiçbir canlı seçmedi. Ama başlangıç çizgisini seçememiş olmak, yolun geri kalanında hiçbir sözümüz olmadığı anlamına gelmiyor. Hayatın bize hangi parçaları vereceğini seçemeyiz ama onlarla ne yapacağımıza biz karar veririz. Bugün ihtimaller denizinden çıkıp, bütün haksızlıklarına ve zorluklarına rağmen hayata gelmiş olmaktan mutluyum. Hayat, bütün cevapları tek bir şıkta vermiyor. Ve sonsuz olasılıklar arasında yarının neler getireceğini kimse bilmiyor. Eminim dünya tüm koşullarda ve en beklemediğiniz anlarda size sürprizler yapmaya devam edecek.
Anne Olmak
Kuşkusuz yaşamak istediğim en büyülü deneyim anne olmaktı. Ancak sizi büyütürken ne yaptığımı her zaman bildiğimi sanmayın. Bilmiyordum, hâlâ bilmiyorum. Dünyaya çocuk getirme ehliyeti yoktu. Bir sınava girmedim. Bir sertifika almadım. Sizi dünyaya getirdim ve yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalıştım. En iyisi her zaman en doğrusu olmamış olabilir. Bazen çok katı oldum. Bazen gereğinden fazla hoşgörülü. Adaletli olmaya çalışırken sizi üzdüğüm oldu. Güçlü olun diye fazla yüklenmiş, özgüvenli olun diye fazla alan bırakmış olabilirim. Belki kişiliğiniz oluşsun diye tercihlerinizi gereğinden fazla önemsedim. Bilemiyorum, annelik hem baktıkça gururlanmak hem de düşündükçe hayıflanmak sanırım. Ancak bildiğim bir şey varsa o da sizi ne çok sevdiğim. Öyle çok öyle çok sevdim ki, çoğu zaman sizi izlerken yüreğim yatağından taştı, gözlerinden su olup aktı.
Hayat
Bulunduğunuz yaşlar hayatın en muhteşem dönemi diyemem. Geleceğiniz için de size gül bahçesi vadedemem. Kolay olmayacak. Tepsinizi devirecekler, bahçenizdeki çiçekleri ezecekler, aklınızla alay edecekler, emeğinizi çalacak, başarılarınızı görmezden gelecekler. İnanmaya can attığınız yalanlar söyleyecekler. Bazen sizi en çok sevdiğiz kişi incitecek. Bazen haklı olduğunuz hâlde kaybedeceksiniz. Bazen çok çalıştığınız hâlde başkası kazanacak. Yaptıkları haksızlıkları kâr zanneden sahtekârlar tanıyacaksınız. Hayat bazen sevdiklerinizi erken alacak. Çaresiz, güçsüz hissedeceksiniz.
Ancak tüm bu olumsuzluklar yaşanırken bile içinizde bir yerlerde daima bir kaç filiz büyümeye hazır bekleyecek. Suyu ve güneşi bulduğunda ise ondan fışkıran yapraklara, açan çiçeklere, mis kokulara, büyüyen meyvelerin lezzetine inanamayacaksınız. Ben bu güzellikleri hak edecek ne yaptım diye düşünecek, dünyada sizden daha mutlu bir insan olamayacağına emin olacaksınız. O zaman her gün gördüğünüz bir kedi, mevsimlerin geçişi, gün batımları, yağmurun sesi size olağanüstü güzellikte görünecek. Bu ayaklarınızı yerden kesen şey aşkla bağlı olduğunuz bir insan da olabilir, bir uğraşınız sonucu elde ettiğiniz bir başarı da. İsteğiniz, uğraşınız, çabanız, emeğiniz ne kadar güçlü olursa mutluluğunuz da o oranda büyük olacak. Mutluluk çoğu zaman bize sunulmaz, kişisel mücadelelerle emek vererek büyütürüz onu.
İçinizdeki Pusula
Hayatta başarı dedikleri şeyin, kariyer ve servetle ölçülemediğini fark etmem uzun yıllarımı aldı. Ne kadar başarılı olduğunuz nasıl bir insan olduğunuz ile ilgili aslında. Hayat size kolay olanla doğru olan arasında seçimler yaptıracak. Kimsenin görmediği zamanlarda verdiğiniz kararlar, size kim olduğunuzu söyleyecek. Ve günün sonunda kendini en başarılı hissedenler başarı uğruna karakterinden vazgeçmemiş olanlar olacak.
Bazen kalabalıkların gittiği yönde yürümek size çok konforlu hissettirecek. Bazen de hep bir ağızdan aynı şeyi söylediklerinde onlara inanmak isteyeceksiniz. Ancak unutmayın: Kalabalıklar daima doğruyu söylemez; çoğunluk her zaman haklı değildir. Bazen gerçekler, kimsenin bakmadığı yönde ve dile getirmediği sözcüklerde gizlenir.
Hiç kimse mükemmel değil. Hata da yapacaksınız. Bazen korkak, bazen bencil, bazen öfkeli davranacaksınız. İnsan olmak budur zaten. Ama yanlış yaptığınızda bunu fark edecek kadar vicdanınız, özür dileyecek kadar onurunuz, değişecek kadar cesaretiniz olsun. En zoru insanın kendisine olan mahcubiyetidir. Öz saygınızı hiç kaybetmeyin.
Zaman
Şimdi zamanın akışı size yavaş geliyor olabilir. Sonra nasıl birden hızlandığına inanamayacaksınız. Üniversite, ilk iş, aşklar, ayrılıklar, gündelik telaşlar derken bir bakacaksınız, yıllar avuçlarınızdan sessizce geçip gitmiş. Hayatı ve yapmak istediklerinizi ertelemeyin. Ve ekranın içindeki dünyanın gerçek dünya olmadığına emin olun. Ekran size güneşin sıcaklığını, rüzgarın serinliğini veremez. Hiçbir görüntülü konuşma bir insanın yüzüne bakmanın yerini tutamaz. Bir masada saatlerce oturup konuşmanın, birlikte susmanın, yağmurda birlikte ıslanmanın, birinin elini gerçekten tutmanın. Çünkü hayatın en değerli anları çoğu zaman kaydedilmez. Fotoğrafı çekilmez, paylaşılmaz, beğeni almaz. Sadece yaşanır. Ve yıllar sonra bile hissettirdikleri hiçbir ekran görüntüsünün veremeyeceği kadar canlıdır.
Sonuç
Bir soğuk Şubat günü kar tanelerinden daha güzel bir şey düştü kucağıma. Sonraki sonbaharda Eylül ayında sarı bir yaprak izledi onu. Heyecan verici, merak uyandıran, hayranlık ve sevgi dolu mucizelerim ard arda geldiler. Günler geceler birbirine eklendi. Kreş mezuniyetini, ilkokul, ortaokul ve lise mezuniyetleri izledi. Büyüdünüz, ben de sizinle birlikte büyüdüm.
Bugün durduğum yerden birlikte kattettiğimiz onca yola baktığımda, artık ellerinizi bırakmam ve bundan sonrasını yalnızca izlemem gerektiğini görebiliyorum. Size hayatın kıyısında bekleyip, seyretmek yerine onunla karışacağınız bir yaşam diliyorum. Hayata karışın, sevin, merak edin, hata yapın, düşün, kalkın, yanılın, baştan başlayın. Kaybedin ama yeniden deneyin. Verdiğiniz kararların sonuçlarının sorumluluğunu daima üstlenin. İsteklerinizin, inançlarınızın, tutkularınızın peşinden gidin.
Yıllar sonra bir gün geriye dönüp baktığınızda görmek isteyeceğiniz şey; ne kadar gerçek, ne kadar derin ve ne kadar keyifli yaşadığınız olacak.
Bir gün yorulursanız, yolunuzu şaşırırsanız, kendinizi yalnız hissederseniz dönüp ardınıza bakın.
Çünkü ben orada olacağım.

16 Eylül 2026

Öteki Ankara Müzikali - Ankara DT

Öteki Ankara Müzikali - Ankara DT - Ankara Kültür Yolu Festivali
Büyük Oyunu 16+ - 2 Perde
“Öteki Ankara Müzikali”, Ankara’nın tarih boyunca farklı kültürlerce yoğrulan dokusu üzerinde yaşayan “ötekiler”in dramını ele alır.
Oyunun mekanı, şehrin Altındağ ilçesindeki Roma Tiyatrosu üzerinde yer alan, yakın geçmişin varoşu Bentderesi’dir. Buradaki pavyondan bozma düğün salonu, evsizlerin umut kapısıdır. Oyun, kırık bir aşk hikayesinin kahramanlarının Anadolu’nun bağrından kopan saza ses verip veremeyecekleri sorusuna yanıt arar. Bu sesle adımları dansa, duyguları notaya dökülecek ve belki de yeniden gelecek umudu beslemeye başlayacaklardır…
Yazan Cenk Türkkanı - Rejisör A. Sabri Özmener
OYUNCULAR: Ömer Kadir Anıl Adıgüzel - Leyla Neslişah Yalçınkaya Yılmaz - Cahide Sibel Türkoğlu - Sakallı Bilal Gürdere - Misket Yıldırım Bayazıt - Hikayet Uğur Bakır - Poşet Volkan Özman - Ayna İlyas Zeki Karaca - Tokmak İsmet Umut Toprak - Bozlak Salih Selim Öztürk - Mendilci Kız Orida Kafkas -Köpekli Kadın Özden Gököz Gürbüz - Madam Handan Kılıç - Fırfır Orhan Kocabıyık - Kentsel Necati Diler Öztürk - Gırnata N. Volkan Akün - Tikli Rüstem Doruk Öztürk - Asiye Tuba Demir - Hasret FM Nurten Demir - Şakir Ahmet Sezen - Güllü Yaren Çırakman - Dansçılar Buket Ulusoy, Lara Arıkan, Duru Öykü Koç, F. Birçem Işıklar

Ankara’nın ötekisi,
Ötekinin berikisi,
Yoktur bizden gözü kara,
Burası Öteki Ankara!

Oyunu 21 Mayıs 2026 da Çankaya Belediyesi Asm Mavi Salonda izledim.
Öteki Ankara Müzikali, Ankara’nın pek de görünmeyen, kenarda kalmış hayatlarına odaklanan; müzik, dans ve tiyatroyu bir araya getiren enerjik bir yapım olmuş. Bence oyunun en güçlü yönü, Ankara’nın kendine özgü atmosferini ve farklı karakterlerini sahneye taşıyabilmesi. Kalabalık oyuncu kadrosu, müzikler, koreografiler ve sahne enerjisi özellikle oyunu akıcı ve eğlenceli kılmış.
Temsilin metin kısmının ise biraz hafif kaldığını düşündüm. Ankara’nın farklı kesimlerinden insanları anlatma fikri oldukça ilgi çekici olsa da hikâyenin yer yer dağılması ve karakterlerin yeterince derinleşmemesi anlatının etkisini biraz azaltmış. Müzikal bölümler ile dramatik anlatım da her zaman örtüşmemiş ve yüzeysel kalmış gibi hissediliyor.
Oyunun konusunda, Ömer evsiz bir kağıt toplayıcısı iken Leyla' ya duyduğu aşk ile dönüşür. Yaşadığı acılar ve aşk deneyimi, onu diğerlerinden ayırır. Zamanla gerçekten sazın ve türkünün duygusunu kavrar ve bir saz aşığına dönüşür. 
Aşkın dönüştürdüklerine selamlarımızla :)
Beklentiniz güçlü bir dramatik hikâyeden çok, müzik, dans ve Ankara atmosferinin öne çıktığı bir sahne deneyimiyse keyifli bir seyirlik olabilir.
Tüm oyunculara ve sahne arkasında emeği geçen herkese teşekkürlerimle;
Tiyatro yeniden...

Rumuz Goncagül - İstanbul DT

Büyük Oyunu Müzikli Oyun
2 Perde - 2 saat
Yazan Oktay Arayıcı
Müzik Timur Selçuk
Yöneten Zafer Algöz
OYUNCULAR:
İnsaf Dilek Güven
Gülsün Şebnem Bilgeer
Sıtkı Efe Erkekli
Ayşen Duygu Gökhan
Halet Rezâki Erdoğan Aydemir
Müfit Mürted Engin Delice
Dursun Ali Ahmet Dizdaroğlu
Refik Mayısoğlu Uğur Keleş
Nasuhi Bey / Garson Buğra Kağan Kahraman
OYUNUN KONUSU
Türk tiyatrosunun önemli yazarlarından Oktay Arayıcı, Rumuz Goncagül oyunu ile 70’li yılların sonlarında değişen sosyal yapının ve ekonomik hayatın etkisiyle adını, varlığını ve çaresizliğini çözmeye çalışan “Kadınların” sıkışmışlığını çağdaş bir orta oyunu dünyasından anlatır. Timur Selçuk’ta müzikleri ile bu dünyaya eşlik eder.
İstanbul’un tarihi semtlerinden birinde eskimiş olan bir evde kızı (Gülsün) ile yaşayan İnsaf Hanım, kocasından kalma emekli maaşı ile geçinemeyince kendi kiracı olduğu evin bir odasını Sıtkı’ya kiralar.
“Rahmetli Ruhi Bey becerip bir ev sahibi edebilseydi bizi, bu hallere düşer miydik?”
İçine düştüğü geçim sıkıntısı ve toplumsal baskılara bir de giderek değişip dönüşen kent hayatının zorluğu eklenince İnsaf Hanım, bu sıkışmışlığın içinden kendince bir çıkış yolu bulur ve kızının bir evi, bir güvencesi, bir yuvası olması için “Goncagül” rumuzu ile gazete ilan-ı mektup yazar. Ancak ilana talip iki yüz altmış bir adet mektup gelince hepsiyle görüşmeye yetişemeyeceğini anlayan İnsaf Hanım, kiracısından yardım ister. Sıtkı, anne kıza yardımı kabul eder ve talipliler ile o da görüşür. Sonrasında ise olaylar bir anda içinden çıkılmaz bir hale gelir.
“Hani sevgi yüce bir duyguydu; beni neden aldattınız? Gizlice sevdiği Sıtkı’nın aşkından habersiz olan Gülsün, beklediği sevgiyi ararken eve gelen taliplilerin tek derdinin çıkar olduğunu ve aldatıldığını anlaması ile umutsuzluğa düşse de güvendiği sevgiye tutunur. Tam mutlu oldukları sırada ise hepsini büyük bir sürpriz beklemektedir...

11. Uluslararası Yeni Tiyatro Dergisi Ödülleri
Komedi Müzikal Oyunculuk Ödülü: "Şebnem Bilgeer"
10. Medya Ödülleri Töreni
En İyi Tiyatro Yönetmeni: "Zafer Algöz"

Oyunu 8 Nisan 2026 akşamı Etimesgut CKM Sahnesinde izledim.
İstanbul Devlet Tiyatrosunun Zafer Algöz rejisi ile izlediğimiz Rumuz Goncagül, defalarca kez sahnelenen ve bugün de güncelliğini koruyan bir oyun. Oktay Arayıcı’nın klasik metni, kadınların toplumdaki konumuna, geçim sıkıntısına ve hayata tutunma çabasına dokunuyor. Oyunun Zafer Algöz rejisi ise müzikli ve hareketli sahnelemesi ile anlatıya canlılık getirmiş.
Şebnem Bilgeer’in Gülsün karakterindeki doğallığı, duygu geçişleri ve sahne enerjisini oldukça başarılı buldum. Timur Selçuk’un müzikleri ve canlı müzik kullanımı ise oyunun nostaljik atmosferini desteklemişti bence ve dönem kostümleri ile koreografi de başarılıydı.
Yer yer Yeşilçam sıcaklığını hissettiren, güldürürken arka plandaki toplumsal gerçekliği de unutturmayan keyifli bir oyundu. Kaçıranlar üzülür :)

İstanbul DT ise keyifli dakikalar vardır tezimizi destekleyen bu oyunu izleyebildiğim için mutluyum.
Yeni sezon yeni hevesler yeni heyecanlar :)
İyi ki sahne, iyi ki tiyatro!

Sen de Gitme Triyandafilis - Ankara DT

SEN DE GİTME TRİYANDAFİLİS - ANKARA DT Büyük Oyunu
2 Perde - 2 saat 15 dakika
Yazan Ayla Kutlu
Oyunlaştıran & Yöneten R. Emre Basalak

OYUNCULAR:
Antuvan Kadri Özcan - Teodora Dilek Bozkurt
Sultan Ebru Gülerarslan Serin - Nesim Serkan Ekşioğlu
Genç Kız Bengü Atar - Hatice Yağmur Uzun Demirci
Portal Hasan Çağdaş Kılıç - Pierre Kıvanç Bozkır
Triyandafilis Zümre Meğreli - Adam Fırat Doğan
Eren Durmuş Çelikel - Yaşar Hamza Efe
Meryem M. İrem Azar - Rıfat Hasan Furkan Ulu
Aleksiya Pınar Aydemir - Niko Tarık Dalkılıç
Elenia Doruk Özgümüşboğa - Dayıoğlu Mustafa Can Üzer
Reşit / 1. Türk Köylü Musa Öney - Emine / 1. Kadın Zeynep Dizer
Papaz Mustafa Aksakal - İmam Nejdet Erdem
Zehra / 3. Kadın Gülay Gür - 2. Kadın İrem Naz Özbüke
Memur / 1. Fransız Asker Demirel Işık - 2. Fransız Asker Onur Bilen 
Çocuk Eren Yusuf Çınar Fidan

OYUNUN KONUSU
…Gidenlerin, kalanların ve bekleyenlerin hikayesi … Kilitli kapılara vurulan yumrukların, büyümüş bedenlere hapsolan çocuk ruhların hikayesi…
Ayla Kutlu’nun aynı adlı eserinden yola çıkılan bu müzikli oyun, Emre Basalak’ın oyunlaştırması ile büyüklere anlatılan müzikli bir masala dönüşüyor…
1930’lardan, aynı yüzyılın son çeyreğine kadar uzanan, bir Rum ailenin çocuk ruha sahip kızı Triyandafilis’in öyküsü…
Bizim… Hatay’ın ve gidemeyenlerin masalı…

Oyunu 31 Mart 2026 akşamı Çankaya Atatürk Sanat Merkezi Mavi Salon da izledim. Yeni açılan bu merkezi görmek için de bir fırsatım oldu. Atatürk Sanat Merkezini beğendiğimi ayrıca benim için avantajlı bir konuma sahip olduğu için sıklıkla tercih edebileceğimi düşündüğümü söyleyebilirim.
Zümre Meğreli' yi, TRT 1 ekranlarında yayınlanan Gönül Dağı dizisinde canlandırdığı Hemşire Elif karakterinden anımsıyoruz. Triyandafilis karakterinin kırılganlığını, hüznünü ve iç dünyasındaki değişimleri oldukça başarılı bir şekilde yansıttığını düşünüyorum. Triyandafilis'in kelime anlamı ise 'otuz yapraklı gül' müş :)
Ebru Gülerarslan Serin' in, Sultan canlandırmasını da çok başarılı buldum. Sultan’ın Triyandafilis’e duyduğu koşulsuz sevgi ve bağlılığı hissettim. Oyunun duygusal merkezlerinden biriydi bana göre. Özellikle Triyandafilis' in 'bana dev kız masalını anlat Sultan' dediği sahneler oyunu izlememin üzerinden uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen aralarındaki bağın güçlülüğünü hala bana hissettiriyor. Ve yaşadığı tüm kötü deneyimlerden sonra eve dönen Triyandafilis için Sultan' ın 'hatırlıyorsa unuttururuz, unutmuşsa yaşanmamış sayılır' demesi...
Canlı orkestra, Rum ve Türk ezgileri ve şarkıları çok beğendim. Müziklerin oyunun atmosferini güçlendirdiğini düşünüyorum.

Sen de Gitme Triyandafilis' in, güçlü hikâyesi ve duygusal atmosferiyle etkileyici bir oyun olduğunu düşünüyorum. Yer yer temposu düşse de, hikâyesini ve karakterlerini seyirciye geçiren, etkisi oyun sonrasında da devam eden bir yapım.

Ayrıca bir sinema uyarlama olduğunu da ekleyelim.  Ayla Kutlu’nun “Sen De Gitme Triyandafilis” adlı öyküsünden Tunç Başaran tarafından sinemaya uyarlanan “Sen de Gitme” adlı film, 1996’da seyirciyle buluşmuş. 

Tiyatro nabzımızı hızlandırmaya devam ediyor :)))

Küçük Bir Aşk Masalı - Tiyatro Kafe

Küçük Bir Aşk Masalı Tiyatro Oyunu
Yaş Sınırı: 6+
Oyun Süresi: 80 Dakika
1 Kadın ve 1 Erkek... Birbirine aşık ama bir o kadar da burnunun dikine giden bir çift... Tanışmaları ile başlayan hikayeleri geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek zaman içinde geçen seyircilerin de oyunun içine dahil olduğu 2 perde komedi. Kadın ve erkek ilişkilerinin mizahi bir dille anlatıldığı herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği sıcacık bir romantik komedi.
Oyuncular: Cantuğ Turay - Begüm Topçu









Temsili 18 Ocak 2026 akşamı CSO Ada Sahnesinde izledim.
Cantuğ Turay ve Begüm Topçu' yu Deniz Yıldızı dizisinden beri takip ederim. Yıllar geçti, sevgili oldular, evlendiler, çocukları oldu... Tiyatro Kafe' yi kurdular. 
Daha önce Fosforlu Cevriye ve 7 Kocalı Hürmüz' ü aynı topluluktan izlemiştim. Tiyatro Kafe yapımlarını daha çok aile etkinliklerinde tercih ediyorum.
Küçük Bir Aşk Masalı tiyatro oyununun metin yazarı aynı zamanda oyunda başrolü üstlenen Cantuğ Turay. Geleneksel romantik komedi kalıplarına çok sadık kalan metnin beni tatmin ettiğini maalesef  söyleyemeyeceğim.
Oyunculuk anlamında hayal kırıklığı yaşamadım. Tahmin ettiğim enerjik oyunculuk performansları ile eğlenceli 80 dakika geçirdiğimi söyleyebilirim.
Oyun daha çok eğlendirme amaçlı hafif bir komedi olduğu için daha derinlikli tiyatro metinleri arayan izleyicilere hitap etmeyebileceği uyarısı ile sanat daima sahnede diyorum.

İyi seyirler...

14 Ocak 2026

Josef Bieder'in Yıldızının Parladığı An (Aksesuarcı) - İstanbul DT

Büyük Oyunu
2 Perde - 1 saat 30 dakika
Yazan Eberhard Streul
Çeviren Yücel Erten
Yöneten Ali İpin
OYUNCULAR:
Josef Bieder Murat Karasu
İdare Müdürü Özge Özdemir / Duygu Başkaya
OYUNUN KONUSU
Josef Bieder, mesleğine aşık bir aksesuarcı. Bir akşam iptal olan temsil saatinde, ertesi günkü provanın aksesuarlarını hazırlamak üzere sahneye girer. Dilinde bir şarkı, elinde aksesuarları işine koyulacakken, salonda temsilin iptal olduğundan habersiz oturan seyirciyi fark eder. Olacak şey değil. Durumu kurtarmak adına birkaç cümle kursa da pürüz hemen çözülecek gibi değildir. İdare durumdan haberdar olana kadar onları hoş tutmaya çalışır. Mesleğinin incelikleri, sanata olan aşkı, sanatçılara olan bakışı, hayalleri, umutları ve yerine getirilememiş arzuları üzerine bir sohbet başlar. Josef Bieder, yıllar sonra şans eseri “seyircisini” bulmuş ve mesleğine duyduğu aşk ve heyecanla tüm maharetlerini ortaya döker. Artık sahnede gördüğümüz bir aksesuarcı değil, on parmağında on marifet bir sanat aşığıdır. Tüm egosantirik tutumları ve kendini beğenmişlikleriyle...

Temsili 13 Ocak 2026 Salı akşamı Küçük Tiyatro' da izledim. Murat Karasu her ne kadar oyunun iptal olduğunu söylese de kimse koltuğundan kalkıp salonu terk etmeyince O da ne yapsın bize biraz mesleğini anlattı biraz hoş beş ettik :)  

Deneyimli oyuncu Murat Karasu' nun tek kişilik performansı zaman zaman izleyici ile sohbet, bazen de kendi yeteneklerini sergilediği bir gösteri havasında ama hep samimiyet içerisinde, doğallıkla aktı. 

Dekor ile aksesuar arasındaki farkları; sahnede dekorcunun, aksesuarcının, ışıkçının, idare memurunun, rejisörün, genel sanat yönetmeninin görevlerini izleyiciye aktardı. Mesleği ile ilgili detayları verirken işini çok sevdiği belli oluyordu. Konu konuyu açtı anılarını anlattı. E tabi biraz da dedikodu :) Oyuncuların da kulislerde izleyicilerin dedikodusunu yaptığını duyunca epey şaşırdık. Bir buçuk saat nasıl geçti anlamadık.

İdare memuruna en nihayetinde ulaştığında ise hepimizi tatsız bir sarı zarf sürprizi bekliyordu.

Ben oyunu çok sevdim. Çok şey öğrendim hem de eğlendim.

Gitmek isteyen herkesin gönül rahatlığı ile bilet alabileceği hafif metinli, eğlenceli bir İstanbul Oyunu.

İyi seyirler efendim :)

8 Ocak 2026

Faust - Ankara DT

Büyük Oyunu - 2 Perde - 3 saat 5 dakika
Yazan Johann Wolfgang Von Goethe
Çeviren Zehra Aksu Yılmazer
Uyarlayan Ali Berktay
Rejisör Ayşe Emel Mesci
OYUNCULAR:
1.Perde
Goethe Nihat Hakan Güney
Faust Emre Başer
Yeryüzü Ruhu Aleyna Güreli
Wagner Eray Eserol
Mefisto Sükun Işıtan
Meyhaneci Sebilay Yoldaş Algın
Garson Alpay Kemal Atalan
Üniversite Öğrencileri Anıl Çetinkaya, Aykan Kumru, Behice Şafak Ermiş, Demet Kızılay, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural, Yunus Emre Doğan
Maymun Cinleri Aleyna Güreli, Barbaros Efe Türkay, Berivan Dilan Şen, Berfin Batır, Berk Baykut, Ceren Altundaşar Akyüz, Elif Demir, Nazlı İnan
Aynadaki Kadın Sevtap Aktekin
Cadı Seda Oksal Elsaid
Margarete (Gretchen) Berfin Batır
Marthe Meltem Keskin Bayur
Valentin Emir Ali Tercan
Kötü Ruh Nazlı İnan
Koro Aleyna Güreli, Demet Kızılay, Elif Demir, Sevtap Aktekin

2.Perde
Ariel Berfin Batır
Doğa Perileri Aleyna Güreli, Berivan Dilan Şen, Elif Demir, Nazlı İnan, Sevtap Aktekin
İmparator Nihat Hakan Güney
Şansölye Eray Eserol
Başkumandan Alpay Kemal Atalan
Hazinedar Berk Baykut
Astrolog Barbaros Efe Türkay
Saraylılar Aleyna Güreli, Anıl Çetinkaya, Aykan Kumru, B. Şafak Ermiş, Ceren Altundaşar Akyüz, Demet Kızılay, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural, Nazlı İnan, Sebilay Yoldaş Algın, Yunus Emre Doğan
Raufebold Yunus Emre Doğan
Habebald Anıl Çetinkaya
Haltefest Emir Ali Tercan
Haberci Berk Baykut
Askerler Aleyna Güreli, Aykan Kumru, Barbaros Efe Türkay, Behice Şafak Ermiş, Elif Demir, Nazlı Demir, Sevtap Aktekin
Gezgin Meltem Keskin Bayur
Baukis Seda Oksal Elsaid
Phileman Eray Eserol
Kule Gözcüsü Lynkeus Barbaros Efe Türkay
Liman İşçileri Anıl Çetinkaya, Aykan Kumru, Behice Şafak Ermiş, Ceren Altundaşar Akyüz, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural, Sebilay Yoldaş Algın, Yunus Emre Doğan
Yoksulluk Nazlı İnan
Borç Aleyna Güreli
Zaruret Berivan Dilan Şen
Endişe Demet KızılayLemurlar Anıl Çetinkaya, Aykan Kumru, Behice Şafak Ermiş Berk Baykut, Berfin Batır, Ceren Altundaşar Akyüz, Elif Demir, Emir Ali Tercan, İlayda Şallı Vural, Sebilay Yoldaş, Sevtap Aktekin, Yunus Emre Doğan

OYUNUN KONUSU: Goethe’ye tüm yaşamı boyunca eşlik eden, onun zihnini sürekli meşgul eden bu oyun aynı zamanda yazarın hayatının çeşitli süreçlerini, bu süreçlerde öne çıkan soruları yansıtan bir ayna gibidir. Aslında Goethe’nin soruları sadece belirli bir çağla, belirli bir dünya görüşüyle sınırlı kalmamakta, tarihsel bağlamı içinde ele alınan insanlığın temel varoluşsal sorunlarını gündeme taşımaktadır. Sanayi Devrimi’nin getirdiği büyük dönüşümün sonucu olan geçiş dönemi insanının, özellikle de aydınının parçalanmış ruhunu yansıtan Faust, bu yapısıyla farklı geçiş dönemlerine ve parçalanmışlıklara da ışık tutmaktadır. Ayşe Emel Mesci’nin total tiyatro anlayışıyla sahneye koyduğu Faust, bize geçmişe değil günümüze dair yakıcı sorular soruyor.

Goethe on sekiz yaşında yazmaya başladığı bu oyunu, 1806' de Faust I ve 1832' de Faust II adıyla iki büyük bölüm halinde yazarak seksen üç yaşında ölümünden kısa bir süre önce bitirebilmiş.
Faust' u 6 Ocak 2026 Salı akşamı Küçük Tiyatro' da izledim. 
İlk perdenin hem kurgusal, hem görsel, hem de tiyatral anlamda olağanüstü güzellikte olduğunu söyleyebilirim. Sanatsal anlamda oldukça tatmin ediciydi. Faust I kısmının ilk perde olduğunu düşünüyorum.
İkinci perde için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Süre uzadıkça ve tempo düştükçe zamanın yavaşladığını hissetim. Sanıyorum bu kısım Faust II kısmıydı. İlk bölümden biraz kopuktu.
Bazen kendimi film izliyor gibi hissettim, zamansal gerçeklikten uzaklaşıp, kendimi bir masal dünyasında buldum. 
Şiirsel metinlere bayılıyorum.  Emre Başer tiradlarında çok başarılıydı. Rolünü olağanüstü bir performans ile gerçekleştirdi.
Sükun Işıtan, Mefisto karakteri ile unutulmazdı. Çok aktif çok hareketli bir rolün üstesinden ustalıkla gelmişti, bayıldım.
Kostümler harikaydı. Çok fazla farklı sahne ve kostüm tasarımı vardı.
Oyun ara ile birlikte 3 saat sürdü. Ben bütünsel olarak çok beğendim Ankara' lı tiyatro severlere kaçırmamalarını kesinlikle öneririm. Sadece ikinci perdede  biraz konsantrasyon kayıpları olabilir.
Ankara Devlet Tiyatrosu harika bir yapıma imza atmış, tebrik ediyorum. Bir küçük not olarak sahnede dekor olarak kullanılan market arabası ve yük taşımada kullanılan araba ortaçağdan beni günümüze hızlıca taşıdı, gözümü rahatsız etti, bunu söylemek istedim. 
Yine yine yeniden tiyatro merhaba diyorum:)

5 Ocak 2026

Hâlâ Güzelliğini Kalbimde Taşıyorum

Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım...

Bak bir yıl daha tarihin kimsesizliğinde silik hatıralar uçurumuna düşmekte. Bu düşüşler eskiden de mi böyle sessiz sedasızdı yoksa yeni yıla yalnız başına girenler mi duyamıyor o şımarık sevinç nidalarını, ışıltılı kentin coşkulu, renkli yeni yıl ruhunu?

İçimde yanan küçük küçük ateşler var benim. Hepsi küçük ama çok fazlalar. Ellerimle tek tek söndürmeye çalışıyorum, birisini söndürsem ikisi harlanıyor. Duygularımı kalkan yaptım, duygularımla kendimi savunuyorum ama iddia makamında mantığım var, ateş püskürüyor bana, bir sürü kanıtlar dosya dosya, sayfa sayfa hepsi aleyhimde. Haksızım, suçluyum. Küçük küçük ateşler büyüyorlar içimde, tüm benliğimi sarıyorlar, duygularımın sesi çıtırdayan alevlerin arasında duyulmaz oluyor. Alevlerin içinde duygularıma ulaşmaya çalıyorum. Ellerim yanıyor... Hayat çıplak elle tutulamayacak kadar can yakıcı.

Kara sisli ağır bir kömür kokusu, is, duman kaplıyor ortalığı. Dumanı tüten bir enkazım şimdi. Kimseden korkmuyorum artık. Hüzünden ve koyu bulutlardan yapılmış birine kim zarar verebilir. Hüznüm, acılarım dışarıdan anlaşılmasın diye makyaj yapıyorum. Kahkahadan fondötenler, gülümsemelerden rimeller. Kimse göremez yaralarımı, örtmek için hepsini alaycı espriler, üstten bakan küçümseyici dudak büküşler. Güçlü insan kalkanları ardına saklanan enkaz yığınları...

Bulutlar geçiyor üzerimden. Martılar tüm çığlıklarıyla, gökyüzü sonsuz, mavi beyaz bulutlarıyla, dünya dönüyor. Ben hep duruyorum. İnsan nehirleri akıyor, telefonumdan komik videolar gösteriyorum onlara. Gün batımları kıpkırmızı, alev alev... Hayır yanılıyorsunuz batan güneş değil neden anlamıyorsunuz. Güneş sabit olan, batan biziz aslında.

Her anını eksiksiz, dün gibi hatırlarım...

Bir yandan kendini sakınmaya çalışırken bir yandan merakına yenik düşüp, ateşe uçan pervaneler gibiydim. Onunla birlikteyken saniyeler hep birlikte kendini uçurumdan aşağı bırakıyordu. Çok mutluydum, onu çok seviyordum. Gözlerinin hastasıydım, dudaklarına boş değildim, kirpikleri ile flört halindeydim. Beyaz bayrakları çekip aşka teslim olmuştum. Ondan başka bir şeye ne arzum ne de hevesim vardı.

Ben hâlâ o günleri anarsam yaşıyorum, sanki mutluluğumuz geri gelecek gibi..

Evrimle doğa değişmiş, devrimle toplumlar gelişmiş, gidişin ile ben dağılmıştım. Giderken söylediğin sözlerin, dürüstlük uğruna işlenen bir cinayet gibi. Ayrılığa dair kelimelerin hasar gücü yükseltilmiş, uçları sivriltilmiş, konuştukça göğsüme saplanan acımasız oklar gibi. Her şeyin hesapsızca tüketildiği bu çağda aşkımız çok uzaktan gelen eşitlik, özgürlük, adalet sloganları gibi...

Sen de biten yılın ardından akşam kızıllığında sakin denize açılan küçük bir teknenin bıraktığı izler gibi gittikçe yok oluyorsun.