2 Ekim 2012

sonbahar

havalar serinliyor, doğa sarı ve gölgeli, yapraklar ayaklarımızın altında çıtır çıtır... özellikle sabah erken saatlerde hissediyorum sonbaharı... yazın uzun, sıcak ve hafif günleri yerini şemsiye tedbirliliğine ve ince hırkalara bırakıyor... dondurmalı akşamüstü gezintileri, kreş çıkışı uğranan çocuk parkları, bir türlü batmayan güneş giderek uzaklaşıyor yaşantımızdan. yerini ise tv de yeni diziler, dondurucuyu doldurma telaşı ve okul üniformalarıyla sonbahar disiplini alıyor...


yaz tatili bir tenefüs gibi, bahçeye çıkıp gelmek gibi pek tabi her güzel şey gibi kısa ve eğlenceli... sonbahar ise yeni bir yılın başlangıcı bana göre, bakmaya ne hacet takvimlere, 1 ocak da neyin nesi... basbayağı yeni yıl, eylül ayında başlıyor işte...

sonbahar kavuşmaktır okul arkadaşlarına, sıralarda yeni dostlar edinmek, değişik dimağlara yol almaktır... yeni defterler, yeni öğretmenlerdir. yeni bir okuldur belki... değişmektir, büyümektir. özlemektir, beklemektir, geri dönmektir, hüzünlenmektir... içe dönme, sakinleşme, yavaşlama vaktidir sonbahar... ayrıca romantiktir, melankoliktir. üretkenliğin, yaratıcılığın en fazla hissedildiği mevsimdir. kalın hırkaların altına saklanmak, kendimizi hatırlamaktır biraz. yolculuk zamanı, göç mevsimidir.

en çok kitap okuma isteğini sonbaharda hissederim.
ankara' yı en çok sonbaharda severim, sarışın olur ankara ve her bir parkı ayrı güzeldir...
bir sonbahar günü evlendim ve düğünler en çok sonbahara yakışır bence...
hem sonbaharda aldım ben çekirdeğimi kucağıma, yağan yağmura, dökülen yapraklara, uyumaya hazırlanan tabiat anaya inat...
bir pencere kenarında, bir fincan sıcak çay ve kurabiye eşliğinde, kucağında örgü şişleri dışarıyı izleyen biri varsa baktığımız fotoğrafta, dışarıda mevsim mutlaka sonbahardır...

not: görseller internetten alınmıştır.