terörist sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
terörist sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster

27 Aralık 2018

Terörist

TERÖRİST | ANKARA DT-
1 perde | 1 saat 30 dakika
Yazan : RIDVAN ŞENTÜRK | | Yöneten : SELÇUK GÖLDERE
KONU:Terörist, bir perdeye hayatı sığdırmak isteyen, hayatın çeşitli gerçeklikleri arasında gezinirken varoluşa ilişkin temel sorular yönelten, sahnede başlamış ve sahnede biten bir hayatın hikâyesidir. Bir oyun değil, sahnede doğmuş sonsuzluk çekimlerinin cazibesine tutulmuş hayat ları sahneye koymak adına doğunun ve batının zaman ve mekân farklarını aşacak fikirlerin peşinde koşan bir çığlıktır.
Ulaşılmak istenen estetik ve hakikat anlayışı yeni farkların ve sınırların, biçimler ve görüntülerin göçebe bir tarzda oynaştığı mucizevi bir sırdır. Bize nüfuz eden ve eserlerimize damgasını vuran bütün fark ve sınır aşımlarını açımlayan ve kristalleştiren bir hakikat anlayışıdır bu! “İşte var!”ın estetiği, “işte var!”ın yüklediği etik sorumluluktur! Terörist bir sonsuzluk tutkusudur! 
OYUNCULAR: EREN ORAY-İCLAL KARADUMAN-CEBRAİL ESEN-SEVGİ TEMEL
DANSÇILAR: DENİZ ALP-EBUBEKİR BORA-DENİZ ÇALIŞKAN

Terörist bu sezon oyunları içerisinde tanıtım metnini okuyup bende en çok merak uyandıran temsil oldu. Hele ki bir kaç izleyici yorumu okuduktan sonra(ki çoğu ya ben bir şey anlamadım ya onlar anlatamadı şeklindeydi) merakım iyice cezboldu :) Ve An'kara' ağır ağır ama 'kara'rlı bir şekilde 'kara' teslim olurken Stüdyo Sahne' de izlediğim ilk oyun oldu :)
Dairesel bir sahne ve sahne içerisinde ve etrafında oyuncular ve dansçılar eşliğinde izleyiciler yerlerine yerleşiyorlar. Biz yerlerimize yerleşirken oyuncular muhtelif yerlerde dans ediyorlar, ancak buna dans demek ne kadar doğru bilemiyorum daha çok kıvranıyorlarmış hissi bırakıyor. Oyunun başlama anonsuyla birlikte ise oyuncular sürünerek zombivari hareketlerle sahneye doğru gelmeye başlıyorlar. 
Sonrasında sahnede Cebrail Esen'(Daha önce Ya Devlet Başa Ya Kuzgun Leşe' de izlemiştim) i görüyoruz. İzleyiciye hareketleriyle mimikleriyle bir şeyler anlatmaya çalıyor, konuşmaya çabalıyor ancak sadece anlamsız sesler ve çığlıklar duyabiliyoruz. Sinirleniyor, bağırıyor, çağırıyor(İnsanoğlunun dili keşfetmesiyle ilgili olabilir mi acaba)... Ve sanki bir ayini anımsatan tuhaf devinimler içerisine giriyor herkes. Sonrasında Cebrail Esen konuşmayı başarıp, giriş tiradı olarak tam da oyunun tanıtım metninin aynısını söylüyor.
Metin sembollerle dolup taşan zor bir metin. Oldukça fazla metafor var. En başında sahne dairesel ve on iki sandalye mevcut bu sandalyeler hem saatleri hem de maddeyi, eşyaları temsil ediyor gibi. Oyun boyunca o sandalyeler atılıp, devrilip, düzeltilip, savruluyor bir çok kez. Ayrıca dekor olarak kullanılan dev kahve fincanı, dev terlikler, savrulan sandalyeler sanki insan-meta ilişkisini sorgular, yıkıp yeniden kurar nitelikte. Düşündükçe pek çok anlam çıkarılabileceğini hissettiriyor insana. 
Metin; zaman, varoluş, hakikat, materyalizm ve yanılsama üzerine söyleyecek sözleri olan ancak bunu büyük bir kaos içerisinde sunduğu için anlaşılması kolay olmayan bir metin. Aslında metnin bir temel kurgusu da var. Anlatıcı(Cebrail Esen) oyun yazarını temsil ediyor ve tüm diğerleri de oyunun kahramanlarını. Oyun ilerledikçe kahramanlardan Eren Oray'(Daha önce Akıl Defteri' nde izlemiştim) ın  yaratıcısına itaat etmeyip, rolünün dışına taştığını görüyoruz. Ona biçilen rol efendi-köle ilişkisini anlamlandırmak üzerine kurulmuş iken bir süre önce eşi tarafından terk edilen ve hizmetçisi ile ilişkisine tanıklık ettiğimiz kahraman kontrolden çıkarak başkalaşır ve sonu isyan ve intihara varan bir süreçle boğuşur. Eren Oray' ı burada metni kurgulandıran karakter olarak tanımlayabiliriz.
Sevgi Temel' e ait son tirad (varoluş, zaman, yok oluş, madde, insan, hakikat vb) en anlaşılır ve izleyiciye en çok ulaşan bölümdü diye düşünüyorum. Ve genç oyuncuyu performansıyla başarılı bulduğumu üzerine koyacaklarıyla bu alanda kendine sağlam bir yer edineceğini düşündüğümü de ekleyebilirim.  
Oyunculuk anlamında Eren Oray performansı muazzamdı.
Cebrail Esen çok başarılıydı ama hani bir şey eksik der ne acaba bilemesiniz ya öyle bir tat bıraktı. 
Müzik ve danslar, dansçılar, ışık, ses enfesti. Hepsini tek tek tebrik ediyor alkışlıyorum :) Rejisör Selçuk Göldere' yi metni böylesine uçsuz bucaksız ama böylesine akılda kalıcı ve düşündürücü sunabildiği için ayrıca tebrik ediyorum. Ankara Devlet Tiyatrolarını böyle cesur, gişe kaygısız, kısıtlı bir kitleye hitap eden prodüksiyonlar ortaya koyabildiği için alkışlıyorum :)  
Her ne kadar biraz kaotik, sert, gerilimli, anlaşılmaz, öyküsü-metni olmayan bir oyun olarak bulma riskiniz olsa da;
Sıra dışı, enteresan, farklı, düşündürücü, sorgulayıcı deneyimlere açık olan tiyatro severler için kaçırılmayacak bir fırsat olarak gördüğüm bu oyun için vakit ve enerji ayırmanızı öneriyorum :)
İyi ki tiyatro var :)))

13 Aralık 2019

Amak-ı Hayal

AMAK-I HAYAL - DİYARBAKIR DT
Büyük Oyunu
1 Perde - 1 saat
Yazan: Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi
Eski Türkçeden Çeviren: Dursun Gürlek
Oyunlaştıran: Ahmet Açıkgöz
Yöneten: İpek Atagün Gezener
OYUNCULAR: Aynalı Hürmüz/ Buda Ömer Eryiğit - Raci/Hikmet Kerem Corogil - Peri/ Şeytan/ Cadı Melis Ayın - Ehrimen Şamil Kankul - Nifak Mazlum Sümer - Genç/ Muhabbet Yasemin Arpa - Gazap Erkan Aytemur - Aşk Caner Taş - Nefs-i Emmare Hatip Baran - Felsefeciler Tantan/ Tontonlar Alimler Dervişler/ Kravatlılar Hasan Ergün, Eylül Aldanmaz, Furkan Dikici, Caner Taş, Erkan Aytemur, Şamil Kankul, Yasemin Arpa, Melis Ayın, Rojda Çevik, Mazlum Sümer, Hatip Baran - Ses Ömer Eryiğit Erkan Aytemur
OYUNUN KONUSU: Raci aklının içi sorularla dolu bir genç.. İran’dan Satürn’e, Çin’den Jüpiter’e, İstanbul’dan Güneşe kadar uzanan macerası, sorgulayıcı huyu sayesinde eğlendirici ve düşündürücü bir yolculuğa dönüşüyor.

Öncelikle Amak-ı Hayal ne demekmiş merak ettim ve 'Derin Hayaller' ya da 'Hayalin Derinliklerinde' gibi çevirilerle karşılaştım. Oyunun yazarı; Materyalizme karşı tinselciliği savunarak gelenekteki kelami düşünceden, felsefeye geçişi temsil eden II. Meşrutiyet dönemi Osmanlı felsefecisi Filibeli Ahmet Hilmi, 1865’de Filibe’de doğmuş, 1914’de İstanbul’da ölmüş. Amak-ı Hayal' i ise 1910 yılında yazmış.

Diyarbakır Devlet Tiyatrosunun Ankara turnesinde 'Yerli Oyunlar Haftası' kapsamında Akün Sahnesi' nde izleme şansı bulduğum bir eser oldu. Eserin konusu şöyle; iyi yetiştirilmiş ve inançlı, üniversite öğrencisi bir genç olan Raci; maddi ve manevi ilimleri öğrenir, ardından pek çok kitap okur. Fakat öğrendiği bilgi yığını arasında kendini huzursuz ve şüphe içinde hissetmeye başlar. Derken bir gün, şehrin mezarlığında yaşayan Aynalı Baba ile karşılaşır… Ve onun rehberliğinde dokuz gün boyunca hayalin derinliklerine dalar. 
Mistik, soyut, felsefi, metafizik, tasavvufi bir deneysel oyun... Deneysel çünkü izleyicinin nasıl bir tepki vereceğini bilmiyorsunuz, belki bir risk ama alınması gereken bir risk. Felsefeden, farklı deneyimlerden keyif almayanlar için uzak durulması gereken bir oyun olduğunu düşünsem de bu çalışmalar da yapılmalı, devlet tiyatrolarına alternatif açılımlar getirilmeli diye düşünüyorum. Daha önce Terörist' i izlediğimde benzer duygular bırakmıştı bende. 
Oyunda Raci' nin okuduklarından, öğrendiklerinden tatmin olmayıp büyük bir akıl karışıklığı yaşadığına ve Aynalı Baba rehberliğinde çıktığı iç yolculuğa ortak oluyoruz. Her manevi arınmada olduğu gibi onun karşısına da karşı koymanın çok güç olduğu nefsi ve arzuları çıkıyor. Ve her beşer gibi isteklerine yeniliyor, ikinci şanslar istiyor.
Metin hakkında hiçbir fikri olmayanlar için bütünlüğü yakalamak biraz zor olsa da doğrudan izleyici koltuğuna oturanlar için de anlam bulabilecek bir yapım. Modern dans ile, bağımsız cümlelerin güzel harmanlandığı, görsel olarak etkileyici denenmesi gereken bir lezzet çıkmış ortaya.
Aynalı Baba performansı ile Ömer Eryiğit, Raci performansı ile Kerem Corogil oyunun lokomotifi konumundaydı. Her ikisini de oldukça beğendiğimi, özellikle Ömer Eryiğit' i ses tonu, tonlaması ve dinginliği ile çok sevdiğimi söyleyebilirim. Rejide İpek Atagün Gezener de bir alkışı hak ediyor kesinlikle.

Oyun alışageldiğimiz devlet tiyatroları standartlarının biraz dışına davet ediyor bizi. Tiyatroseverlerin Ankara' da kaçırdılarsa da bu yönüyle akılda tutmaları gereken bir temsil olduğunu düşünüyorum...
Var mıyım, yok muyum, gerçek miyim yoksa bir düş müyüm ? 'Gerçeği bulmak için yürümeye devam etmek gerek' ve bu noktada tiyatro hayatın gerçeği, gerçekliğin kendisidir... 
İyi ki tiyatro var :)

Not: Eğer ilginizi çektiyse ve vaktiniz varsa : https://www.youtube.com/watch?v=L0LxnjQnCDE

29 Ocak 2025

Medea Material - Ankara DT

MEDEA MATERIAL - ANKARA DT
Büyük Oyunu- 
1 Perde - 1 saat
Yazan Heiner Müller
Çeviren Hilal Ceylan
Rejisör Ayşe Emel Mesci
OYUNCULAR:
YAĞMALANMIŞ KIYI
Medea Sükûn Işıtan
Koro Aleyna Güreli, Berfin Batır, Elif Demir, Nazlı İnan, Sevtap Aktekin, Melis Özpaça, Serenay Sorgeç
Argonotlar Erdi Erciyas, Kürşat Kurnaz, Furkan Şahin
MEDEA MATERIAL
Medea / Jason / Oidipus Sükûn Işıtan
Gaia Nazlı İnan, Melis Özpaça, Aleyna Güreli, Elif Demir, Serenay Sorgeç
Jason Furkan Şahin
Glauce Berfin Batı
MEDEA PLAY
Çocuk Medea Sükûn Işıtan
Ölüm Kürşat Kurnaz, Umut Yılmaz
Jason Furkan Şahin
Koro Nazlı İnan, Serenay Sorgeç, Aleyna Güreli, Elif Demir
ARGONOTLU MANZARA
Medea / Heiner Müller Sükûn Işıtan
Koro Aleyna Güreli, Nazlı İnan, Elif Demir, Berfin Batır, Sevtap Aktekin, Melis Özpaça, Serenay Sorgeç, Kürşat Kurnaz, Umut Yılmaz, Furkan Şahin
İşçi Furkan Şahin
Filistinli Kadın Melis Özpaça
Vietnamlı Kadın Nazlı İnan
OYUNUN KONUSU: Mitoloji ve tarihin, anılar ve rüyaların iç içe geçtiği şiirsel bir duvar halısı Brecht ve Robert Wilson gibi ünlü sanatçılarla iş birliğiyle tanınan Heiner Müller, çeşitli disiplinlerdeki yaratıcılara ilham verdi ve hem Almanya’da hem de dünya çapında postmodern avangard tiyatronun önde gelen isimlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1982 tarihli oyunu Medea-Material, Ankara ve İstanbul Devlet Tiyatrosu arasındaki bir iş birliğiyle ilk kez Türkçe olarak sahneleniyor.

Oyunu 9 Ocak 2025 günü İrfan Şahinbaş Atölye Sahnesi' nde izledim. Önce yazarımızı tanıyalım:
Heiner Müller Alman dramatist, şair, yazar, denemeci ve tiyatro yönetmeniydi. 9 Ocak 1929'da Eppendorf Saksonya'da doğdu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Doğu Berlinde Maxim Gorki Tiyatrosu ve Berliner Ensemble ile çalıştı. Soğuk Savaş sonrası Schaubuhne ve Deutsches Theater sahnelerinde oyunlar sergiledi. 30 Aralık 1995'te Berlin'de öldü. 
Yazar metinde mitleri kullanarak savaşın kadın ve çocuklarda bıraktığı travmaları ve hayattan koparılmasını anlatmak istemiş. Oyun tanıtımında da yer aldığı gibi metin dört olaydan oluşuyor. Yağmalanmış Kıyı, Medea Material, Medea Play ve Argonotlu Manzara.
Metni tam olarak anlayabilmek imkansız gibi ancak o şiirsel yapıyı ortaya çıkaran bolca devinim, koreografi, dans içerdiği için tüm bu görsel ve işitsel içeriği metin akışı ile birleştirerek anlamaktan çok hissediyorsunuz. Yine de anlamlandırabildiğim kadarı ile bölümlere kısaca değinmeye çalışacağım. 

Yağmalanmış Kıyı; İlk bölüm okyanusun altında geçiyor ve küresel kirliliğe odaklanıyor. Kirlilik, atıklar, acı çeken bir doğa ile sanki bugünü anlatıyor. Medea karakterini Devlet Tiyatroları Genel Müdür Yardımcısı ve Başrejisörü Sükun Işıtan canlandırıyor. Kendisine hayran kalmamak olanaksız, soluk kesen bir performans ile gökyüzünden metal bir salıncakta denizlerin dibine iniyor bu bölümde. 
Medea Material; Sanırım en konulu ve kurgusu olan bölüm burası. Burada kocası Medea' yı boşayıp, kralın kızı ile evlenmeye karar veriyor. Medea ise buna izin vermeyecektir. Temsil yorumunda anlaşılmasa da şu bilgilere ulaştım: Medea Kolkhis Kralının kızı iken, paragöz Argonot çetesi ile yabancı ülkelere (Kolkhis'e) hazine bulmaya çıkan Jason' a aşık oluyor. Sonrasında kocasının ihanetine uğrayınca, ona verdiği en değerli iki hediye olan öz çocuklarını, Jason' ın evlenmek istediği kızı ve onun babası olan kralı öldürüyor. Bir parantez; 
Argonotlar Yunan mitolojisinde Truva Savaşı'ndan önceki yıllarda yaşamış bir grup. İason önderliğinde Altın Post'u bulmak için Kolkhis'e gidişini konu alan bir mitte yer alırlar. Kahramanların ismi bindikleri gemi olan Argo' dan gelir. Geminin adı ise yapan kişi olan Argus' tan gelir. "Argonotlar" kelime anlamı itibarıyla "Argo denizcileri" anlamına gelir. Maceraları, Hellenistik dönemden günümüze kalan tek destan olan Argonautika' da anlatılır.
Medea Play; Bu bölümde ölümden bahsediliyor ve Çocuk Medea var. Ölüm ve çocuk zıtlıklar üzerinden ya da tamamlanan bir döngü, ölüm doğum gibi düşünülebilir. Daha çok insani duygular betimlenmeye çalışılıyor. Sanırım burada günümüz çocuklarının sorunlarına da değiniliyor, teknoloji, sınavlar gibi. Aslında bu bölüm Müller’in kısa sözsüz oyunu ‘Medea Play’ miş. Ve yönetmen bu bölümü de Medea dizisine dâhil etmek istemiş. 
Argonotlu Manzara; Bu bölümde yukarıdaki alıntıda bahsettiğim Argonotlar ve Jason' ın Altın Post (hazine)u bulmak için Kolkhis' e gelişleri anlatılıyor. Arkadaki fon gemiye dönüşüyor dansçılar Argonotlara dönüşüyor. Medea' nın Jason' a aşık olması ve onlarla işbirliği yaparak ülkesine ihanet etmesi betimleniyor.

Medea merkez karakter tüm bölümlerde Sükun Işıtan tarafından canlandırılıyor. Tek perde monolog ve diyalogların oldukça yoğun olduğu, çok hareketli, tepeden salıncakla inmek, duvara tırmanmak gibi fiziksel kondisyon gerektiren bu rolün hakkını fazlasıyla veriyor. İnanılmaz nefes kesen bir performanstı ben olağanüstü buldum kendisini.
Dansçılar sanki bir organizma gibi bütünsel hareket ediyordu bu çok hoşuma gitti. Solistler ve koro da aynı şekilde çok uyumlu ve etkileyiciydi. Kah metnin ve Medea' nın ön plana çıktığı kah sözlerin yerini dans ve müziklerin aldığı bazen de arka plana yansıtılan görüntülerde savaşlar, atom bombaları gibi yaşanan büyük felaketlere odaklanan temsili pür dikkat ve yüksek ilgi ile izledim. 

Oyundan çıkınca sarsılmış hissediyorsunuz. Böyle farklı sahne deneyimlerini çok seviyorum. Son yıllarda izlediğim en çarpıcı yapımlardan biriydi. Önceki yıllarda sahnelenen Eren Oray' ın oynadığı Terörist adlı oyunu da çok beğenmiştim. 

Farklılıkları seviyorsanız kaçırmayın derim.
Mitlerden düşlere,
Düşlerden sözlere,
Geçmişten bugüne,
Sahneden bizlere ulaşan bu yapımda emeği geçenlere minnetle...